A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 30 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Català_ Deutsch_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ All_other_languages _The.Supplement
{Info on A-Infos}

(tr) Medya; Savaş,gerçekler ve ötesi...

From "Kara Kapkara" <dreamnymph@hotmail.com>
Date Mon, 6 Jan 2003 07:49:52 -0500 (EST)


 ________________________________________________
   A - I N F O S  H A B E R  S E R V İ S İ
            http://www.ainfos.ca/
        http://ainfos.ca/index24.html
 ________________________________________________

[Savaşta medya gerçeği üzerine bir yazı]


Savaş, gerçekler ve ötesi...


Londra (Zafer Arapkirli)
NTV-MSNBC


2 Ocak—  12 yıl önce, 1991 başlarındaki Çöl Fırtınası harekatının en 
fırtınalı günleriydi. Bir grup Amerikalı, İngiliz ve Fransız gazeteci, 
cephedeki gelişmeleri yakından izleyebilmek ve gerçekleri okurlarına, 
izleyicilerine aktarabilmek amacıyla hassas noktalardan birine kendi 
imkanlarıyla hareket ederken, Amerikalı bir meslektaşlarının analı avratlı 
sözlü saldırısına maruz kalmışlardı. “Siz kendinizi ne sanıyorsunuz 
.....’ler” diye bağırıyordu Amerikalı meslektaşımız. Bir yığın hakaret 
yağdırıp, grubun yolunu kesmeye çalışırken asıl amacını gizlemiyordu: 
“Sürüden ayrılmayın!”

     Benzer durumlardaki benzer sorun orada da yaşanmış, “sürü” ve “sürü 
dışındakiler”, birbirine düşmüşlerdi. Amerikan Silahlı Kuvvetleri’nin (her 
ne kadar “Müttefik Kuvvetler” diye sunulsa da) oluşturduğu ve İngilizce’de 
“pool” diye tabir edilen medya havuzuna dahil olmayanların haber alma ve 
haber verme hakkı olmadığını savunmak, maalesef meslektaşlara düşüyordu.
        Sıkı durun, benzer bir döneme giriyoruz. Hatta girdik bile.
        Amerikan ve İngiliz basınından “olası” harekatı izleyecek isimlerin 
akreditasyonu, giyecekleri üniformalar, hatta üniformalarda “press” 
kelimesinin ne büyüklükte yer alacağı, bunların eğitimleri (kim kime ne 
eğitimi veriyorsa?) tamamlandı. Başka bir deyişle, “film”i izlemek 
isteyenler, “gişe”den biletlerini aldı ve yerlerini ayırttılar bile. Peki, 
“biletsiz”ler, yani ilk paragraftaki Amerikalı gazetecinin kullandığı 
ifadeyle, “kendini bir şey zanneden .....’ler” ne olacak?
        Demokrasinin en önemli ölçütlerinden birinin özgür seçim olduğunu ve 
bunun, kitlelerin haber almak istediği kaynaklar arasında özgür bir seçim 
yapmasını da kapsadığını, “özgür Batı”dan öğrendik. Onyıllardır “özgürlükçü” 
Batılı yönetimlerin propagandasına hakim olan Pravda benzetmesi, Soğuk Savaş 
yıllarına damgasını vuran bir semboldü. Sovyetler Birliği ve onun peyki olan 
ülkelerde devletin basın yayın organlarına uyguladığı tekelci zihniyeti ve 
“merkezi” olmayan bilginin, alternatif bilginin baskı altına alındığını, 
hatta hiçbir şekilde yayılmasına izin verilmediğini anlattılar bize. 
“Baskıcı” Doğu Bloku’nda ve özellikle Ortadoğu’daki diktatörlüklerde devlet, 
“kendi dediğinin ve yaymak istediğinin” dışında hiçbir bilgiye izin vermez, 
kitlelerin de itibar etmemesini isterdi. Oysa “özgür” Batı’da, her türlü 
fikrin yayılması serbest, haber alma özgürlüğü sınırsız, aldığı haberleri 
kitlelere yayma özgürlüğü de kutsaldı.
        Teorisini yazmak, düşünmek bile ne kadar güzel!
        Oysa pratik gerçek, özellikle de sıkıntılı zamanlarda pek de öyle 
olmuyor.
        Hele hele, sıcak dönemlerde; yani mermiler patlamaya başladığı andan 
itibaren gerçekler bir anda, (yeraltı dünyasından ödünç bir deyimle) “mermi 
manyağı” haline gelebiliyor.
        “Özgür Dünya”nın ağaları ABD ve Britanya basınını maharetle 
yönlendirmeye başlayan hükümetler, her savaş döneminde olduğu gibi yine ilk 
kurşunu “gerçekler”e atmaya başladılar. Bir başka deyişle, “Savaşın ilk 
kurbanı gerçeklerdir” düsturunu hayata geçirmeyi bir kez daha başarıyorlar.
        Son haftalarda, savaşı başlatmaya yönelik askeri hazırlıklar ile 
savaşı dünyanın nasıl algılaması gerektiğine yönelik ideolojik hazırlıkların 
atbaşı gittiği gözlerden kaçmıyor. Örneğin İngiltere’de, (nedense) her 
haftasonu Pazar gazeteleri düzenli olarak “panik ve endişe” haberleriyle 
dolu çıkıyor. 11 Eylül 2001’den beri artık kabak tadı veren “terör 
saldırısı” uyarılarına her hafta yenileri ekleniyor. En az 10 kez Londra’da 
metro havaya uçtu, kent suyuna siyanür katıldı, Noel alışverişi yapılan 
merkezlerde toplu katliam yaşandı, kentin finans merkezi yerlebir edildi, 
önemli kişilere yönelik suikastler gerçekleşti, havaalanlarına saldırıldı, 
uçaklar kaçırıldı, gökdelenler yıkıldı... Ve daha neler, neler...
        Hani, 10’da biri gerçek olsa, bugün hiçbirimiz hayatta değildik!
        Bir yerlerde, birileri gazetecileri toplayıp desteksiz, kanıtsız 
ipuçsuz ihbarları medyaya üflüyor ve “kötü”lerin, “iyiler dünyası”na 
saldırmasından önce “pre-emptive” yani “erken davranıp meşru müdafaa amaçlı 
önceden vurma” saldırısının ortamı hazırlanmaya çalışılıyor. Gün geçmiyor 
ki, biryerlerde İslamcı militanların bir saldırı hazırlığı başarılı biçimde 
ortaya çıkarılmasın, gün geçmiyor ki, bir kimyasal-biyolojik-nükleer saldırı 
planı ele geçirilmesin, gün geçmiyor ki, Batı’nın büyük başkentlerini 
ortadan kaldırmaya yönelik komplo kuran bir çetenin izi keşfedilmesin...
        Kül yutmaz Batılı devletlerin istihbarat örgütlerinden hiçbir şey 
kaçmıyor. (Aynen 11 Eylül 2001 öncesi gibi değil mi?)
        Ama, kanıt sorulduğunda (tabii soran varsa) yanıt yok.
        Bir aşamada, bütün bu “kanıt”lar gerekçe gösterilerek sıcak savaşın 
da düğmesine basılacak ve olay başka bir boyut kazanacak. Daha şimdiden, bu 
basın organlarından öğreniyoruz ki, “Muazzam güçler bölgeye yığılıyor... Bu 
kez iş kolay olacak... Daha hassas füzeler ve bombalar kullanılacak... 
Diktatörlük yıkılacak... Demokrasi gelecek.. Arap çölleri, yeşil çimenli, 
gül bahçesine dönecek...”
        Sıcak savaş hazırlıkları çerçevesinde de, tüm dünyanın, antenlerini, 
gözlerini ve kulaklarını çevireceği Batılı ülkelerin büyük TV şebekeleri, 
gazeteleri ve ajansları, daha şimdiden Pentagon’un ve İngiliz Savunma 
Bakanlığı’nın markajına alınmış durumda. Türkiye’de ve diğer “daha az 
ayrıcalıklı” ülkelerde, adeta (haşa) tanrı kelamı gibi takip edilen bu yayın 
organlarının, hükümet “pool”larına alınması ve kaynağından sürekli bilgi 
verilmesi karşılığında “efendi gibi” yayın yapmaları isteniyor. Amerikan ve 
İngiliz savaş gemilerine ve karargahlarına davet edilen gazeteci ve 
televizyon habercilerine, “naklen yayın gereçlerini bile getirebilecekleri” 
hatta “cephede bile sınırlı olarak naklen yayın imkanı sağlanacağı” vaadinde 
bulunuluyor. Ama bunun “doğal olarak belli kayıtlar ve koşullarla 
sağlanacağı” uyarısı da yapılıyor.
        İşte, özgür basının sorunu da burada ortaya çıkıyor.
        Askeri konuların hassasiyet taşıdığı ve askerlerin her istenen 
bilgiyi açıkça medya ile (yani kamuoyu ile) paylaşmak istemeyeceği gerçeğine 
kimsenin itirazı yok. Zaten kimse de, askerlerin, yani hükümetlerin 
ellerindeki her türlü bilgiyi medyaya aktarmasını beklemiyor. Dahası, 
savaşan insanların can güvenliğini ve ulusal orduların imkanlarını tehlikeye 
atabilecek bilginin, yani askeri sırların “uluorta” yayılmasını da kimse 
talep edemez.
        Ancak, ortada bir savaş durumu bulunması, savaşta öldürecek ve 
öldürülecek insanların olması, bu insanların ve diğerlerinin olup bitenden 
haberdar olma hakkını beraberinde getiriyor. İşte burada, Batılı liderlerin 
onyıllardır dilinden düşmeyen “özgürlükler” devreye girmek zorunda. Yani, 
kitleler bilgilenmek, ne olup bittiğini öğrenmek, görmek, duymak ve buna 
göre tepki vermek zorunda.
        Devletler, ordular operasyonel veya siyasi nedenlerle ellerindeki 
bilgileri gizleme yoluna her zaman gitmişlerdir ve gideceklerdir. Ama iş, 
medyanın (dolayısıyla kamuoyunun) haber alma özgürlüğünün fiilen 
engellenmesine geldiğinde, o zaman bugün “uğrunda kan döküldüğü” söylenen 
özgürlüklerin ihlal edildiği kabullenilmelidir. Hele bu ihlal, “resmi 
dolmuş”lara binmeyenlere kötü gözle bakan meslektaşlar tarafından da 
destekleniyorsa, durum daha da vahim ve ayıp bir hal alır.
        Bir savaşı, savaşın hazırlanışını, gerçekleştirilme biçimini, 
sonuçlarını aktarmak veya kendisi açısından yorumlamak, Batılı, Doğulu, 
Ortadoğulu, Yakındoğulu, Uzakdoğulu devletlerin ve “resmi dolmuş” yolcusu 
meslektaşlarımızın hakkı olduğu kadar, o “dolmuş”a binmeyi reddeden medyanın 
da hakkıdır.
        Özellikle savaş döneminde, bir uçak gemisinden, bir askeri veya 
sivil resmi karargahtan yayılan bilgilerin doğruluğu ile alternatif 
kaynaklardan, bağımsız kaynaklardan, bizzat gazetecilerin “pür” gazetecilik 
çabasıyla ulaştıkları kaynaklardan alınan bilgilerin karşılaştırılması ve 
damıtılması, gerçek özgürlükür.
        Gizli ya da açık brifinglere, askeri veya sivil resmi ağızların 
bilgilendirme toplantılarına, hatta resmi “pool”lara kimsenin bir itirazı 
yok. Bunları, her türlü medya organı sonuna kadar kullanmalı, hatta 
çoğaltılmasına, genişletilmesine de çalışmalıdır. Zaten hür dünyada resmi 
makamlar, vergi mükellefleri ve seçmen tabanlarına karşı bu tür 
bilgilendirmeyi yapmakla yükümlüdürler. Ama bunun her zaman “gerçekleri 
kamuoyuna aktarma” anlamına geldiğini varsaymamızı da kimse beklememeli, tam 
tersine medyanın asıl işlevinin “gerçeği farklı yerlerde arama özgürlüğü” 
olduğunu da herkes kabullenmelidir.
        Tecrübeler, savaşlar sonrasında ortaya çıkan gerçeklerin, savaş 
sırasında yayılmaya çalışılanlardan gece ve gündüz, su ve ateş, siyah ve 
beyaz kadar farklı olduğunu gösteriyor..
        Devletler, “Ben devletim, gerçek bende” deme özgürlüğüne sahipse, 
biz de “Ben medyayım, gerçeğin nerede olduğunu müsaade edin de ben bulup 
çıkarayım” diyebilecek miyiz?
        İşte gerçek sınav burada.
        Hatta, bilmem farkında mısınız, sınav başladı bile...
        Kaleminizi kağıdınızı çıkardınız mı?




"And you, are you so forgetful of your past, is there no echo in your soul 
of your poets' songs, your dreamers' dreams, your rebels' calls?...Anarchy 
is freedom"


*******
                             *******
       ****** A-Infos Haber Servisi ******
      Anarşistlerle ilgili ve anarşistleri ilgilendiren haberler
                       ******
		TALİMATLAR: lists@ainfos.ca
		YANITLAR: a-infos-d@ainfos.ca
		YARDIM: a-infos-org@ainfos.ca
		WWW: http://www.ainfos.ca/
		BİLGİ: http://www.ainfos.ca/org

-A-infos'tan tek dilde ileti almak için lists@ainfos.ca'ya aşağıdaki mesajı gönderin:
                unsubscribe a-infos
                subscribe a-infos-X
 X = en, ca, de, fr, it, pt, vb. (yani, dil kodudur)


A-Infos Information Center