|
A - I n f o s
|
|
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists
**
News in all languages
Last 30 posts (Homepage)
Last two
weeks' posts
Our
archives of old posts
The last 100 posts, according
to language
Greek_
中文 Chinese_
Castellano_
Catalan_
Deutsch_
Nederlands_
English_
Francais_
Italiano_
Polski_
Português_
Russkyi_
Suomi_
Svenska_
Türkurkish_
The.Supplement
The First Few Lines of The Last 10 posts in:
Castellano_
Deutsch_
Nederlands_
English_
Français_
Italiano_
Polski_
Português_
Russkyi_
Suomi_
Svenska_
Türkçe_
First few lines of all posts of last 24 hours
Links to indexes of first few lines of all posts
of past 30 days |
of 2002 |
of 2003 |
of 2004 |
of 2005 |
of 2006 |
of 2007 |
of 2008 |
of 2009 |
of 2010 |
of 2011 |
of 2012 |
of 2013 |
of 2014 |
of 2015 |
of 2016 |
of 2017 |
of 2018 |
of 2019 |
of 2020 |
of 2021 |
of 2022 |
of 2023 |
of 2024 |
of 2025
Syndication Of A-Infos - including
RDF - How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
(tr) Turkey, Yeryuzu Postasi: Toplumsal Cinsiyet ve Kuir Meselelerinde Mücadelelerimizi Birleştirmek (ca, de, en, it, pt)[makine çevirisi]
Date
Sun, 10 Aug 2025 06:48:56 +0300
Filipinler'de faaliyet gösteren anarşist bir kolektif olan Bandilang
Itim'in 25 Temmuz 2020 tarihli bildirisi. ---- Anarşist çevrelerdeki
erkekler, alanlarımızı daha güvenli ve kapsayıcı hale getirmek için adım
atmalı. Kuir veya kadın olma deneyimine sahip olmamak, sessiz kalmanın
bahanesi değildir. Baskıya karşı ses çıkarmamak, baskıyı arttırmak
demektir. ---- Sükut altın değildir ---- Bandilang Itim'de bazılarımız
cis (natrans) ve/veya heteroseksüel erkek. Erkek olmanın ayrıcalığı ile
yetişmiş olan Bandilang Itim'deki cis-hetero erkekler olarak biz, ne
cinsiyet ve kuir meselelerinde uzmanız ne de kadın ya da kuir olma
deneyimine sahibiz. Bu, kız kardeşlerimizin ve kuir kardeşlerimizin
karşı karşıya kaldığı meselelerde sessiz kaldığımız anlamına gelmemeli.
Adrienne Onday'ın "Onur'a Öfke: 'Radikal' cis-het erkeklere ve onların
toplumsal cinsiyet mücadelelerindeki yetersizliklerine karşı bir çağrı"
adlı önemli yazısında beyan ettiği gibi, "Sessizliğiniz bize şiddettir."
Bizim sessizliğimiz, cinsiyet temelli baskıya karşı mücadele edenlere
yönelen bir şiddettir. Hepimizin sevdiği kuir ve kadın bireyler -
partnerlerimiz, ailelerimiz, yoldaşlarımız ve dostlarımız var ve
ortamlarımızda ve çevremizde varlığını sürdüren cisheteronormatif
ayrımcılığa ve patriyarkal pratiklere karşı sesimizi çıkarmayı onlara
borçluyuz.
Kuirler ve kadınlar, hala ayrımcılığı, çocuklaştırmayı ve
alanlarımızdaki baskıyı deneyimliyor oldukları için kızgınlar.
Kendilerine yönelen bu baskıya karşı her ses çıkarışlarında yalnız
olmaktan yorgunlar. Kadın veya kuir deneyimine sahip olmamak sessiz
kalmanın bahanesi değil. Eğer bu deneyimlere veya tecrübeye sahip
değilsek, o zaman kadın ve kuir bireylerin deneyimlerine başvurmamız
gerekir. Kadın ve kuir meselelerine yönelik sessizlik, sansür ve cehalet
de birer şiddet biçimidir. Sessiz kaldığımızda patriyarkal şiddetin ve
bu girift baskı ağının suç ortağı oluruz. Kadın ve kuir bireylere
katılmalı, özellikle de kendileri için ses çıkaramayabilecekleri durum
ve alanlarda, onlar için ve onlarla birlikte sesimizi çıkarmalıyız.
Şunu unutmamalıyız ki özgürlüğümüz birbirine bağlı. Özgürlüğümüz
birbirine öyle bir şekilde bağlı ki, eğer kuir ya da kadın komşumuz
susturulmuş ve boyunduruk altınmışsa; bu, bizim özgürlüğümüzün de
'geçerliliğini kaybedebilecek bir ayrıcalık'tan başka bir şey olmadığı
anlamına gelir. The Internationale'nin şarkısında söylediği gibi,
"Özgürlük herkesçe deneyimlenmediği sürece yalnızca genişletilmiş bir
ayrıcalıktır." Özgürlüğümüz, ötekinin özgürlüğüyle karşılıklı-bağımlı ve
birbirini tamamlayıcıdır; birinin gelişmesi diğerinin de gelişmesini
sağlar. Aynı şekilde, eğer birinin özgürlüğü tehdit altındaysa,
hepimizin özgürlüğü tehdit altındadır. O halde, özgürlüğümüz, geçerli
olabilmek için başkalarının özgürlüğüne muhtaçtır.
Dolayısıyla, eğer çevremizdekiler hala transfobi, ayrımcılık ve kadın
düşmanlığı gibi tahakkümlerden muzdaripse, kendimize özgür diyemeyiz.
Anarşist teorisyen Mikhail Bakunin'in yazdığı gibi, "Ben, ancak
kadın-erkek tüm insanlar eşit derecede özgür olduğunda gerçekten
özgürüm. Diğerlerinin özgürlüğü, benim özgürlüğümü yadsımak ya da
sınırlamak şöyle dursun, tam tersine onun gerekli öncülü ve teyididir."
Siyahi feminist ve insan hakları aktivisti Audre Lorde da aynı
fikirdeydi: "Bir kadın bile özgür değilse, ben de özgür değilim; onun
zincirleri benimkilerden çok farklı olsa bile."
Müttefikler[1]olarak tavrımız, 'kurtarıcılık' olmamalıdır. Kadın ve kuir
bireylere yardım etmenin ardındaki üstünlük taslayan tutumları
reddetmeli ve 'beyaz adamın yükü'nün cisheteronormatif karşılığını
tanımamalıyız. Kadın ve kuir bireylerin kendi eylemlilikleri olduğunun
bilincindeyiz; o halde, müttefikleri olarak görevimiz, onların
eylemliliklerine omuz vermek, seslerini çoğaltmak, kuir ve kadın
liderliğini takip etmek ve birlikte çalışmaktır. 1970'lerde
Queensland'de bir Aborijin aktivist grubun dediği gibi, "Buraya bana
yardım etmeye geldiysen zamanını boşa harcıyorsun. Ama özgürleşmen benim
özgürleşmeme bağlı olduğu için buradaysan, gel beraber çalışalım."
Özgürleşme kolektif bir görevdir, verilebilecek ya da bahşedilebilecek
bir şey değil.
Benzer şekilde, yalnızca pasif desteğe dayalı bir "müttefiklik" de öne
sürmemeliyiz. "Müttefik Değil Suç Ortağı" adlı yerel provokasyonda da
belirtildiği gibi, baskı araçlarının ortadan kaldırılmasında aktif
olarak 'suç ortağı' olmalıyız. Bu, kadın ve kuir liderliğini takip etmek
ve eylemliliklerini desteklemekle de bağlantılıdır.
Kesişimselliğimiz nasıl görünmeli? Kesişimselliğe dair bir model,
-cisheteronormativite ve patriyarkanın 'normalliğinin' karşı çıkılabilir
olduğunu gösterdikleri için kadın, kuir ve özellikle de trans
topluluklarının, bizlere aynı zamanda polisin ve hapishanelerin de
'normalliğinin' karşı çıkılabilir olduğunu gösterdiklerini ileri süren-
Dr. Angela Davis tarafından önerilmiştir:
"Bu yüzden, eğer kesişimsel bir bakış açısı arıyorsak, trans topluluğu
bize yolu gösteriyor. Ve sadece Tony McDade cinayeti[2]gibi vakalara
işaret etmekle -ki etmeliyiz de- yetinemeyiz. Bunun ötesine geçmeli ve
trans topluluğunu, tamamen normal kabul edilene nasıl meydan
okuyacağımızı bize öğrettiği için desteklediğimizi bilmeliyiz. Ve eğer
trans topluluğu bizlere, normallik algımızın temeli sayılan şeylere
etkili bir biçimde meydan okumayı öğretmiş olmasaydı, bugün olduğumuz
yerde, giderek daha fazla insanı kölelik karşıtı bir çerçevede düşünmek
için cesaretlendiriyor olabileceğimizi sanmıyorum. Bu yüzden, toplumsal
cinsiyet ikiliğine meydan okuyabiliyorsak, polise ve hapishanelere de
kesinlikle ve etkili bir şekilde direnebiliriz."
Normal olanı radikal bir şekilde sorgulayabildikleri için kadınlar ve
kuirler bizlere, sorgulanması gereken diğer normlara meydan okumanın ve
direnmenin yollarını gösterirler. Dr. Davis, trans topluluğunun,
cinsiyet ikiliğine meydan okuyarak, kolluk ve hapishane sistemlerine de
meydan okumayı ve direnmeyi mümkün kıldığını belirttiyse belki biz de bu
yönde birkaç ileri adım atabiliriz. Böylece, ister sermaye, ister
devlet, isterse de hiyerarşi kavramının kendisi olsun; gelişigüzel bir
şekilde tahakküm edinmiş tüm normlara meydan okuyabiliriz. Başka bir
deyişle, normallik ya da yaygınlık kavramları, devlet ve sermayenin
kontrol araçlarıdır ve kuirlik, -vücut bulmuş haliyle ve pratikte- buna
bir hakarettir. O halde, kadın ve kuir bireyler, devlet ve kapitalizm
gibi tahakküm sistemlerine karşı savaşın ayrılmaz bir parçasıdır.
Onlarsız bir özgürleşme projesi başarısızlığa mahkumdur. Onday'ın
yazısında belirttiği gibi, "Bizler, siz['radical' cis-het
erkekler]olmadan da gerçek özgürleşme alanları yaratabiliriz; fakat
sizler, biz olmadan gerçek özgürleşme alanları yaratamazsınız."
Kadın ve kuir bireylere olan desteğimizi, yalnızca tahakküm karşıtı
mücadelenin ayrılmaz birer parçaları olmalarına dayandırmamalıyız;
onlara olan desteğimiz koşulsuz, şartsız ve yekvücut olmal"ıdır. Nasıl
ki bir ekoloji, çeşitlilik içinde gelişir ve daha dayanıklı hale
gelirse, insan toplumu da çeşitlilik içinde aynı şekilde zenginleşir ve
güçlenir.
Neyi kabul etmeliyiz?
Patriyarkaya, kapitalizmi dahi önceleyen bu tahakküm sistemine
muhalefeti kabul etmeliyiz. Kadınların, transların ve toplumsal cinsiyet
rollerine uymayı reddeden tüm bireylerin patriyarka tarafından
baskılandığını kabul etmeliyiz. Bir sistem olarak patriyarka ezelden
beri var olmadı. Patriyarkanın inşası ve kurumsallaşması gerektiyse,
aynı şekilde yıkılabilir ve ortadan kaldırılabilir. Patriyarkayı
kurumsallaştırmayan kültürler ve insanlar varsa şunu kesinlikle
biliyoruz ki patriyarkanın olmadığı bir dünya, oldukça gerçekçi bir
olasılık. Filipinler'de patriyarka, yerel kültürel pratikleri sistematik
bir şekilde silen sömürge sistemi bünyesinde kurumsallaştı. Walang Rape
sa Bontok (Tecavüzsüz Bontok) adlı belgeselde kaydedildiği üzere, 20.
yüzyıla kadar sömürgeleşmeye direnen Cordilleras bölgesinin Bontok halkı
arasında tecavüz hiç duyulmamış bir şeydi ve yakın zamana kadar tecavüze
rastlanmamıştı. Patriyarka doğal ya da ebedi bir kurum olmadığına göre
bu, patriyarkanın ve tecavüz kültürünün öğrenilen ve kurumsallaştırılan
yapılar olduğu anlamına gelir. Benzer şekilde, cisheteronormativite ve
patriyarka da öğrenilen ve kurumsallaştırılan tahakküm biçimleridir ve o
halde, bırakılabilir ve ortadan kaldırılabilir.
Cisheteronormativiteye, patriyarkal düzenin sürdürdüğü bu norma
muhalefeti kabul etmeliyiz. Toplumsal bir düzen olarak patriyarka bazı
bedenleri diğerlerine, hatta bazı erkek bedenlerini diğer erkek
bedenlerine göre ayrıcalıklı kılar. Böyle ayrıcalıklara karşı koymak
için, temel hakları cisheteronormativite tarafından kasten elinden
alınmış sesleri dinlemeli ve takip etmeli, onlara alanlar açmalıyız.
Kendimizi bu süregelen hasardan sorumlu tutmalı, bu hasarın durdurulması
ve barış için gerçek adımlar atmalıyız.
Kesişimselliğe muhtaç olduğumuzu kabul etmeliyiz. Eşitlik ve adalet
mücadelesinin, devlet ve sermaye baskısına karşı mücadele ile yekvücut
olduğunu kabul etmeliyiz. Kadın ve kuir bireylerin karşı karşıya kaldığı
sorunlar yalnızca kendi çevrelerimiz ve örgütlerimiz ile sınırlı değil;
aynı zamanda iş yerlerinde ve sokakta. Ayrımcılık, iş yerlerinde sürekli
taciz ve objeleştirilmeye maruz kalan kadınları olumsuz etkilemeye devam
ediyor. Kuir bireyler iş başvurularında eleniyor, kimlikliklerini
tanımayı reddeden -ve böylece geçersiz kılan- hükümetlerin önyargıları
ile karşı karşıya kalıyorlar.
O halde, kesişimselliği öne sürdüğümüzde, sınıf temelli indirgemeci
tavırları da reddetmiş oluruz. Mücadelelerin çoğulluğu, sınıf
mücadelesinin önemine gölge düşürmez; aksine, mücadelelerin kesişimleri,
tüm tahakküm biçimlerine karşı verilen savaşın ayrılmaz bir parçasıdır.
Cishet-patriyarkadan kurtulmadan, devlet ve sermayeden kurtuluşun
tamamlanabileceğini sanmıyoruz.
Trans kadınların kadın, trans erkeklerin erkek olduğunu kabul etmeliyiz.
Toplumsal cinsiyetin sosyal bir yapı olduğunu, ancak sadece ayrımcılık
değil, aynı zamanda pozitif kimlik şeklinde gerçek ve maddi sonuçları
olduğunu kabul etmeliyiz.
Cinsiyetin bir spektrum olduğunu, cinsiyet ikiliğinin dışındaki
cinsiyetlerin de geçerli olduğunu kabul etmeliyiz. Yani, non-binary
cinsiyetlerin ve kendini non-binary olarak tanımlayan insanların
geçerliliğini açıkça kabul etmeliyiz.
Nasıl iyileşeceğiz?
Alanlarımızda yer alan kadın ve kuir bireylerin azlığından da
anlaşılabileceği gibi, anarşist çevremizde bir cinsiyetçilik problemimiz
var. Madem alanlarımız 'radikal', o halde aynı zamanda radikal derecede
kapsayıcı olmaları gerekmez mi? Filipinler'deki anarşist çevrelerin
ezici bir çoğunlukla erkeklerden oluşması talihsiz bir gerçek. Farklı
şekilde ifade etmek gerekirse, Filipinler'deki anarşist çevrelere
çoğunlukla erkekler hakim. O halde, alanlarımız, bizim iddia ettiğimiz
kadar kapsayıcı değil. Cishet erkekler olarak, çevrimiçi alanlarda bile
ne kadar yer kapladığımızın farkına varmalıyız. Alanlarımızı kadın ve
kuir bireyler için daha kucaklayıcı hale getirmenin bir yolunu
bulmalıyız. Bunun kolay bir cevabı yok, ve daha güvenli alanlara dönük
bu tür değişiklikleri uygulamak için inisiyatif almamız gerekiyor çünkü
bu ayrıcalığa, kendi ayrıcalıklarımıza karşı koyma ayrıcalığına sahibiz.
Peki, cinsiyetçiliğe karşı koymak ve alanlarımızı daha güvenli hale
getirmek için ne yapabiliriz? Bir başlangıç olarak, seslerini
çıkardıklarında kadın ve kuir bireyleri dinleyebilir, sesleri daha
uzaklara ulaşsın diye onlara platform sağlayabiliriz. Kadın ve kuir
bireylerin, içine hapsoldukları bir döngü var. Ya baskılanıyor ya da
dışlanıyorlar, buna seslerini çıkarıyorlar, ardından 'mansplaining'e
-yani, deneyimlerinin erkekler tarafından laf kalabalığıyla
geçersizleştirilmesine- maruz kalıyorlar ki elbette bu onları oldukça
kızdırıyor, ve kızgınlıkları, yine dışlanmalarıyla sonuçlanıyor. Böylesi
bir döngü, radikal alanlarımızda erkeklerin baskınlığını pekiştirmekten
başka bir işe yaramıyor. Bu döngüyü kadın ve kuir bireyleri dinleyerek,
onlara kendi alanlarımızda yer vererek ve onların alanlarını destekleyip
liderliğini takip ederek kırabiliriz.
Cinsiyetçiliğe karşı koymanın ve alanlarımızı daha güvenli hâle
getirmenin başka bir yolu da, ne kadar yer kapladığımızın ve erkekler
olarak kadınların ve kuir bireylerin sözünü kesmeye yönelik maço
eğilimden rahatsız olmayışımızın farkında olmaktır. Kapladığımız alanın
farkında olmak; örneğin, topluluklarda zamir belirtmeyi sıradanlaştırmak
olabilir. Bu, 'he/him' zamirlerinin varsayılan kabul edilmediğini ve
cinsiyet çeşitliliğinin tanındığını gösterir. Bu noktada, Filipince
cinsiyet-nötr 'siya' zamirini veya İngilizce konuşuyorsak 'they/them'
zamirlerini -ve hatta bazı farazi durumlarda kasti bir şekilde 'she/her'
zamirlerini- kullanabiliriz.[3]Bakış açımızın erkek odaklı olup
olmadığını sorgulamak ve hangi durumlarda böyle olduğunu anlamak için öz
farkındalık geliştirmeliyiz. Nasıl ki eril zamirler varsayılan değilse,
erkeklik deneyimi de varsayılan değil. Erkek deneyimini varsayılan kabul
ettiğimizde, adet yoksulluğu[4], ücretsiz emek, iş yerlerinde ve
hapishanelerde tecavüz ve cinsel şiddet gibi meseleleri kolayca
görmezden geliyoruz. Yoksulluk gibi, kadın, erkek ve kuir, herkesçe
deneyimlenen olgular bile kadın ve kuir bireyler tarafından daha farklı
deneyimleniyor. Böylesi meseleler, söz konusu kişi kuir ya da farklı bir
cinsiyete mensup olduğunda, kaçınılmaz olarak farklı sonuçlar doğuruyor.
Cinsiyetçilikle mücadele etmek için, onlara "İyi misin?" diye sorarak ve
onların iyiliğini gözeterek alanlarımızdaki kadınlara ve kuir bireylere
dair farkındalığımızı da arttırabiliriz. Alanlarımızda daha kucaklanmış
ve ait hissetmeleri için ne yapabileceğimizi onlara sorabilir ve
tahakküm kurmak isteyen, tedirgin edici ve şiddete meyilli insanları
alanlarımızdan çıkarabiliriz. Cinsel taciz/baskıyı alanlarımıza
sokmamak, bu doğrultuda yapabileceklerimizin en basiti.
Eğer hareketin içerisinden birine bir zarar geldiyse, bunun münferit bir
istismar ya da cinsiyetçilik gibi sistematik bir mesele olması fark
etmeksizin hesap verebilirliğe yönelik samimi adımlarla ele alınması
gerekir. Kişileri sorumlu tutabilmemiz, ve kişilerin de kendini sorumlu
tutabiliyor olması gerekir. Sorumluluk ve hesap verebilirlik, bir
zararın meydana geldiğinin ve iyileş(tir)me yolunda adımlar atılması
gerektiğinin kabul edilmesidir. Böylesi problemlerle peşinen, hem zarar
görenin hem de zararın failinin bu problemleri kavrayıp tanıyabileceği
şekilde yüzleşilmeli, ve uzlaşmaya ve daha iyisi için çabalamaya yönelik
adımlar atılmalıdır. Eğer zarar telafi edilemez nitelikte -örneğin
cinsel istismar- ise o topluluk için en iyisi istismarcıyı tamamen
topluluktan uzaklaştırmaktır. Verilen zarar bir niyet meselesi değildir,
ve failler de bunu anlamalıdır. Aksi takdirde, zarar görenlerin haklı
deneyimlerini hiçe sayarak bireylerin itibarını korumayı seçmiş oluruz.
Niyet ne olursa olsun, olay yaşanmış ve yarattığı etkiler de ortadadır.
Asıl soru şu olmalıdır: Daha iyi olmak için ne yapabiliriz ve bu zararın
tekrarlanıp yeniden üretilmesinin nasıl önüne geçebiliriz? Böylesi
sorumluluk mekanizmalarının amacı kişileri veya kurumları -tabii ki, söz
konusu olay, faillerin ve aynı şekilde onları savunanların, alan ve
kurumlardan mutlak olarak uzaklaştırılmasını gerektiren cinsel istismar
ve tecavüz gibi bir olay değilse- alaşağı etmek değildir. Cinsel
istismar ve tecavüz olayları dışında kimseyi alaşağı etmek istemiyor,
zararı verenlerin daha 'iyi' olmak ve alanlarımızı daha güvenli hale
getirmek için çabalamasını istiyoruz.
Eleştirilerin ve verilen zararın giderilmesine yönelik taleplerin dile
getirilmesi, tabiri caizse 'kirli çamaşırların ortaya dökülmesi' olarak
basitleştirilemez. Dürtüsel olarak vereceği ilk tepki bu tarz eleştiri
ve talepleri kötü niyetle bağdaştırmak olan insanlar olacak. Bu eleştiri
ve talepleri kötü niyetle özdeşleştirerek geçersizleştiren bu dürtüye
direnmeliyiz çünkü bu, patriyarka ve girift baskı ağının mevcut durumunu
korumaya yönelik bir savunma mekanizmasıdır.
Alanlarımızı daha güvenli hale getirmenin başka bir yolu ise baskıların
karşısında olduğumuzu, kadın düşmanlığı, tecavüz kültürü, transfobi ve
diğer zararlı tavırlara karşı ön alıcı bir duruş alarak göstermektir.
Kapsayıcılığımızdan ödün veremeyiz. Peki, böyle bir dünya neye benzerdi?
Biz, Bandilang Itim'de, örneğin trans düşmanı birey ve kurumlarla
bağlarımızı, daha büyük gruplarla işbirliklerimizden çekilmek pahasına
da olsa koparmaktan gayet memnunuz. Paydaşlarla olan işbirlikleri,
transfobi ya da herhangi bir ayrımcı pratiğe verilen tavizler üzerine
kurulamaz. Zararlı hiçbir davranışı asla tolere etmeyiz. Israrla ve
mahcubiyet göstermeksizin zararlı davranışlar sergileyen her kim olursa
olsun bağlarımızı kesmeye hazırız. Şunu hatırlamalıyız ki bu tarz
ayrıştırıcı teamüllerin, kadın ve kuir bireyler arasında intihar
oranlarının yükselmesi ve onlara yönelen şiddetin (cinayetler dahil)
yaygınlaşması gibi çok gerçek ve ölümcül sonuçları olabilir. Kadın ve
kuir bireyleri, sözde güvenli ya da radikal olan alanlarımızdan
dışlamak, kimliklerini ve deneyimlerini geçersizleştiren ve böylece
onları izole eden bir şiddet biçimidir. Yani, böylesi durumlarda
dışlanmanın kelimenin tam anlamıyla ölümcül sonuçları olabilir.
Bunun bir sonucu olarak, örneğin Deep Green Resistance (DGR) gibi alenen
transfobik bir duruş benimsemiş gruplarla birlikte çalışamayacağımız ve
çalışmayacağımız anlamı çıkmaktadır. O halde, takımadadaki[5]tüm
anarşist çevreleri DGR gibi paydaşların trans karşıtı duruşlarını
katiyen sonlandırmalarını ve resmi özürler yayınlamalarını talep etmeye,
ya da böylesi trans karşıtı gruplarla bağlarını tümden kesmeye davet
ediyoruz. DGR'nin transfobikliği, Anarşist Çalışmalar Enstitüsü'nde
(Institute for Anarchist Studies) yayınlanmış olan Deep Green
Resistance'a Karşı (Against Deep Green Resistance) başlıklı makalede
açıkça belgelenmiştir. Deep Green Resistance adlı kitabın başyazarı ve
DGR'nin kurucu ortağı Aric McBay bile çıkıp DGR'den ayrılma sebeplerinin
transfobi olduğunu belirterek, dayanışma ve trans kapsayıcılığa olan
ihtiyacın altını çizdi. DGR'deki transfobi, Vikipedi maddesi de dahil
olmak üzere başka sayısız makalede belgelenmiştir. DGR'nin transfobisi
basit bir dil sürçmesi ya da özür dilenebilecek bir kereye mahsus bir
olay değil, kendini tekrarlayan bir zarardır ve sergiledikleri trans
dışlayıcı feminizm, bizzat ideolojik programlarında yer almaktadır.
Trans dışlayıcı düşünceleri programından çıkarmadığı sürece, DGR
transfobik bir örgüt olmaya devam edecektir. DGR'ye verilen destek ve
onunla işbirliği yapmak, trans kadın ve erkekleri dışlamaya dayalı bir
tavizdir, ve bu kabul edilemez bir durumdur. DGR'ye alan sağlamayı
sürdürmek, transfobiye alan açmayı sürdürmektir. DGR'yi anarşist
çevrelerimizden çıkarmak ya da en azından transfobiden vazgeçmelerini
talep etmek gayet erişilebilir bir hedeftir. Transfobiden
vazgeçmiyorlarsa, mücadelelerinde izole ve atomize olacaklarını
belirtmeliyiz; özgürleşme alanlarını onlarla da onlarsız da
yaratabiliriz. Zararlı uygulamaları reddetmek ve ayrımcılığı sürdüren
gruplar ile birlik içinde olmamak, yapabileceklerimizin en basitidir.
Madem değerlerimiz baskının her türlüsüyle savaşmak üzerine kurulu, o
halde bu zararlı uygulamalara ve bağlara karşı aktif olarak ve yükses
sesle karşı çıkmak bir norm olmalıdır.
En basitin ötesinde ise, o halde, öne çıkmalı, ve kadın ve kuir
bireylerin seslerini çoğaltmak için adımlar atmalıyız. Müttefikler
olarak görevimiz, onları dinlemek ve onların eylemliliklerini
desteklemektir. Bu duyarlılıkla, kadın ve kuir yoldaşlarımızın
özgürleştirici sanata, müziğe ve edebiyata katkılarını, ve devlete ve
sermayeye karşı verdiğimiz dünya çapındaki mücadelemizde aldıkları
aksiyonları tanımalı ve çabalarını ilan etmeliyiz. Sistematik emek
ayrımcılığı meselelerine dikkat çekerek, topluluklarımızda cinsiyet
kapsayıcılığı konusunda eğitimi sürdürerek ve feminist/kuir hareket ve
örgütleri destekleyerek mevcut durumun üstesinden gelebilir ve onları ve
dolayısıyla da bizi etkileyen sorunlara dikkat çekebiliriz. Ayrıca, ev
içi şiddet ve tecavüz gibi erkekler tarafından erkek olmayanlara yönelen
şiddete dikkat çekmeliyiz. Failleri alanlarımızdan mutlak suretle
çıkarmalı ve bir zarar meydana geldiğinde hesap verebilirlik talep
etmeliyiz.
NatDem ve Bahaghari gibi kuir örgüt üyelerinin, onur yürüyüşü ve eylemi
düzenledikleri için, yasal bir dayanak olmaksızın tutuklandığı Pride 20
gibi bir olayda, en azından, bu haklı öfke korosuna tüm sesimizle
katılabilirdik. Polisin tecavüzüne uğrayan ve tecavüzcü polislere dava
açtıktan sonra fail polisler tarafından katledilen Fabel Pineda
olayı[6]gibi bir olayda, polis şiddeti ile cinsiyete dayalı şiddetin
kesişimine dikkat çekebiliriz. Polisin kadınlara 'güvenlik' karşılığında
meta gibi davrandığı, kimlikleri sürekli aşağılanan kuir aktivistlerin
vahşice alıkoyulduğu böylesi bir zamanda, en azından
'bayanihan'ın[7]gerçek anlamını, atanmış ve toplumsal cinsiyetten
bağımsız bir dayanışma ve devrimci sevgiyi, onları esir alanlara
gösterebiliriz.
Umuyoruz ki bu belge, takımadadaki anarşist çevrelerde bile -ve
özellikle de bu çevrelerde- varlığını sürdüren patriyarkal ve
cisheteronormatif normları temelden yok etme tartışmalarının bir parçası
olur. Bu kolay bir iş değil ve şüphesiz ki bazı hatalar yapacağız.
Ancak, takımadada anarşiyi yaşatmak konusunda ciddiysek, mutlak
özgürleşme yolundaki adanmışlığımızı dirayetle sürdürmeliyiz. Ve
umuyoruz ki, Yerel Otonomlar Ağı[8]içinde ve dışında yer alan diğer
bilgi kolektifleri ve gruplar da benzer bir özeleştiri sürecinden geçer
ve müttefiklik yönünde tutum alırlar.
[1]Müttefik' kelimesi İngilizcedeki 'ally' kavramından çevrilmiştir.
'Ally', özellikle LGBTQ+ topluluklar bağlamında, doğrudan bu kimliklere
mensup olmayan ancak bu topluluklara yönelik ayrımcılık, dışlama ve
şiddete karşı mücadelede bilinçli bir destek sunan bireyleri tanımlamak
için kullanılmaktadır. Türkçede "müttefik" kelimesi sıklıkla diplomatik
ya da savaş temelli bağlamlarda kullanılsa da, burada ve metin boyunca
mecazi anlamda, bir dayanışma ve sorumluluk ilişkisini tanımlar. (ç.n.)
[2]Tony McDade, 2020 yılında ABD'nin Florida eyaletinde polis tarafından
öldürülen Afrikalı Amerikalı bir trans erkekti. Cinayet George Floyd'un
ölümünden sadece birkaç gün sonra gerçekleşti ancak medyada çok daha az
yer buldu. (ç.n.)
[3]Türkçenin aksine İngilizcede dilbilgisel cinsiyet mevcuttur. Bu
durum, Türkçede, örneğin üçüncü tekil kişi zamiri olan 'o'nun,
İngilizcede 'he' (eril 'o'), 'she' (dişil 'o') ve 'it' (nesnel 'o')
şeklinde üç farklı karşılığı olması şeklinde tezahür eder. 'He' ve onun
yönelme ve belirtme halinde çekimine (ona, onu) karşılık gelen 'him'
(metindeki şekliyle he/him), toplumsal erkek cinsiyetine, yani
varsayılana işaret eder.(ç.n.)
Metinde ilgili yerde belirtildiği şekliyle 'zamir belirtme' uygulamasını
yaygınlaştırmanın önemi, Filipince ve İngilizce gibi dilbilgisel
cinsiyetin bulunduğu dillerde bağlam kazanıyor. O nedenle, kişi
zamirlerinin cinsiyete göre çeşitlendiği ve atanmış cinsiyete göre
belirlendiği bu gibi dillerin konuşulduğu topluluklarda, insanlara
işaret veya hitap ederken, İngilizcede çoğul 'o' anlamına gelen
'they/them' ya da Filipince cinsiyet-nötr 'siya' zamirlerinin tercih
edilmesi, metnin ilgili kısmında cisheteronormatif söylem ile
mücadelenin yollarından biri olarak öneriliyor. (ç.n.)
[4]İngilizce 'menstrual poverty' kavramının Türkçe karşılığı olan 'adet
yoksulluğu' veya 'adet dönemi yoksulluğu', dilimizde Türkçe karşılığıyla
çok yaygın olmamakla birlikte toplumsal cinsiyet ve kadın çalışmaları
alanlarında karşımıza çıkar. Adet yoksulluğu, kadınların adet
dönemlerinde ihtiyaç duydukları ped ve tampon gibi temel hijyen
ürünlerine ekonomik yetersizliklerden dolayı ulaşamamasıdır. Adet
yoksulluğu ekonomik boyutuyla sınıfsaldır; ancak toplumsal boyutuyla
düşünüldüğünde, kadınlara yönelik ürün ve hizmetlerin yaygınlığı ve
erişilebilirliği gibi konulardaki yetersizlikler bize bu yoksulluk
biçiminin sınıfsal olduğu kadar cinsel bir eşitsizliğin sonucu olduğunu
gösterir. Yani, adet yoksulluğu sınıfsal ve cinsel boyutları olan
kesişimsel bir sorundur.(ç.n.)
[5]Paragrafta sözü geçen topluluk (DGR) Filipinler'dedir. Filipinler bir
takımada ülkesidir. Paragrafta yer alan çağrı, Filipinlerdeki tüm
anarşist çevrelere yöneliktir.(ç.n.)
[6]Fabel Pineda, Filipinler'de yaşayan 15 yaşında bir kız çocuğuydu.
2020 yılında, COVID-19 karantina kurallarını ihlal ettiği gerekçesiyle
gözaltına alındı. Gözaltı sırasında, polis memurlarının cinsel tacizine
uğradı. Fabel, bu olayın ardından şikayette bulundu ancak kısa süre
sonra, şikayet ettiği polis memurları tarafından öldürüldü. Bu olay,
polis şiddeti ile cinsel şiddetin kesişimselliğinin çarpıcı bir
örneğidir.(ç.n.)
[7]Filipince 'bayanihan' kelimesinin 'dayanışma' ve 'kolektif çaba'
olarak iki başlıca tanımı vardır. Filipin kültürüne özgü bir kavram olan
'bayanihan', bir topluluğun üyelerinin ortak bir amaçla karşılık
beklemeden birbirine yardım etmesini ifade eder. Geleneksel olarak bir
evin birlikte taşınması gibi fiziksel yardımlaşmaları anlatsa da,
zamanla toplumsal dayanışma, kolektif sorumluluk ve devrimci işbirliği
anlamlarını kazanmıştır. Metinde, cinsiyet ve kimlik farkı gözetmeksizin
kurulan bir direniş ve dayanışma çağrısını simgelemek için
kullanılmıştır.(ç.n.)
[8]Yerel Otonomlar Ağı (Local Autonomous Network - LAN), Filipinler'de
faaliyet gösteren anarşist, anti-otoriter ve otonom aktivistlerin
oluşturduğu gevşek yapılı bir ağdır. Bu ağ, çeşitli kolektif ve
bireylerden oluşur ve belirli bir hiyerarşik yapıya sahip değildir. LAN,
özellikle Manila, Quezon City, Pasig, Bulacan, Cavite, Laguna ve
Mindanao gibi bölgelerde aktif olan 13 kolektif ve bireyi kapsar. Ağ,
film gösterimleri, atölye çalışmaları, dergi-fanzin yayıncılığı, sanat
etkinlikleri ve tartışmalar gibi çeşitli etkinlikler düzenleyerek
topluluk dayanışmasını ve politik bilinci artırmayı hedefler.(ç.n.)
Kaynak: Interlinking our Struggles in Gender and Queer Issues
Çeviri: Yeryüzü Postası / All Tommorrows
https://www.yeryuzupostasi.org/2025/07/02/toplumsal-cinsiyet-ve-kuir-meselelerinde-mucadelelerimizi-birlestirmek/
________________________________________
A - I n f o s Anartistlerce Hazirlanan, anartistlere yonelik,
anartistlerle ilgili cok-dilli haber servisi
Send news reports to A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
Subscribe/Unsubscribe https://ainfos.ca/mailman/listinfo/a-infos-tr
Archive http://ainfos.ca/tr
- Prev by Date:
(tr) Brazil, OSL: 2023-2025 | OSL'nin Kuruluşunun 2. Yıldönümü (ca, de, en, it, pt)[makine çevirisi]
- Next by Date:
(ca) Italy, UCADI, #198 - Trump y sus aliados (de, en, it, pt, tr)[Traducción automática]
A-Infos Information Center