A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists
**
News in all languages
Last 40 posts (Homepage)
Last two
weeks' posts
The last 100 posts, according
to language
Castellano_
Deutsch_
Nederlands_
English_
Français_
Italiano_
Polski_
Português_
Russkyi_
Suomi_
Svenska_
Türkçe_
The.Supplement
First few lines of all posts of last 24 hours ||
of past 30 days |
of 2002 |
of 2003 |
of 2004 |
of 2005
Syndication Of A-Infos - including
RDF | How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
{Info on A-Infos}
(tr) [Medya] Tutsak retçi Mehmet Tarhanla röportaj
Date
Wed, 25 May 2005 23:31:09 +0200 (CEST)
[Anarşist total/vicdani retçi Mehmet Tarhan ile
yapılan bu röportaj Birgün Gazetesi'nde de bazı
kısıtlamalarla yayınlanmıştır.]
Merhaba, Öncelikle belirtmeliyim ki ilk aklıma gelen cümleleri
yazacağım. Çünkü üzerinde uzun uzun düşünülmüş,
çalışılmış cümleler ister istemez o cümleleri benim
olmaktan çıkaracaktır.
Total ret tam olarak ne demek, sizin tavrınızla
birleştirerek anlatır mısınız?
Total Ret kavramını Vicdani Ret içerisinde
değerlendiriyorum. Vicdani Ret, kişinin dini, politik,
ahlaki ya da herhangi bir nedenle askerlik yapmayı
reddetmesi demek. Vicdani reddin dayanağı birçok şey
olabilir, ancak özü insanın kendi istekleri
doğrultusunda yaşamını örgütleyebilme özgürlüğüdür.
Total Ret, askerlik hizmeti yerine öngörülebilecek
herhangi bir “sivil” alternatifi de reddetmek anlamına
geliyor kabaca. Bunun nedeni Total Retçinin Militarizm
deyince sadece Askerliği değil, toplumsal yaşamın ve
ilişkilerin özüne sirayet etmiş olan tüm hiyerarşik ve
ayırımcı ilişkiler ağını da kastetmesidir. Hayatımı
bütün bu ilişkiler ağının dışında kalmaya gayret
ederek sürdürmeye çalışıyorum. Deklarasyonumda da, 8
Nisan’daki tutuklanmamdan bu yana geçen süreçte de
herhangi bir erteleme ya da izni de reddeden bir tutum
içindeyim. Kanunlar, yönetmelikler ya da sözleşmeler
meşruiyetini tanımasa da hakkımda iradem dışında
kararlar alınmasına karşı geliştirdiğim bu tutumun
meşruiyetinden herhangi bir kuşkum yok. Total Ret
kişiyle toplum ya da devlet ve devletler arasında
yapılmış olduğu varsayılan sözleşmenin feshi
talebidir.
Gözaltına alınıp total retçi olduğunuzu söylediğinizde
ne tür tepkiler aldınız?
Gözaltına alındığımda total retçi olduğumu söylemem
sadece şaşkınlık yarattı. Sanırım bazı kişiler de deli
olduğumu düşündü. Bir süre sonra ise insanlar terörist
olduğum konusunda sanırım bir görüş birliğine
vardılar. Polis memurlarının bir kısmı bedelli
askerlikten bahsettiler, ama bedel ödemeyeceğimi
söylemem yine bir şaşkınlık yarattı. Karakoldaki
polisten cezaevindeki gardiyana kadar birçok insan “Bu
vatanın ekmeğini yiyorsam bedelini ödemem gerektiği”
konusunda bir şeyler söyledi. Sadece o ekmeği üretenin
kim olduğunu sordum her birine. Kim kime borçlu? Vatan
ne? Soruların artışı her zaman konuşmama kararına
götürdü insanları. Sevklerim sırasında muhafızlığımı
yapan askerlere getirilen benimle konuşmama yasağı da
egemenlerin total retçiye tutumunu açıkça ortaya
koyuyor. Sanırım korku.
Cezaevinde ve askeriyenin içinden destek buldunuz mu?
Tepkiler nasıl oldu size karşı?
Cezaevindeki ve daha önce Tokat’ta bir gece kaldığım
disiplin tutukevinde genel olarak mahkumlardan da
görevli askerlerden de olumsuz bir tepki almadım.
Merakla sorular aldım konu hakkında. Dava sürecinin
ilgiyle izlendiğini biliyorum. Yöneticilerin
telkinlerine rağmen şiddete uğramamam bu koşullar
altında önemli bir destek sayılabilir.
Kötü bir tepki aldınız mı cezaevi sürecinde? Şiddet ya
da sözlü taciz gibi...
Aldığım kötü tepkiler de oldu. Tam da bayrak krizi,
Kardak, Trabzon derken “Vatan Haini” ya da “Terörist”
olarak nitelendirilmek ve çevremdeki insanların
yönlendirilmesi beni oldukça korkuttu. Hatta
cezaevinde ilk gece küçük bir linç girişimi de oldu.
Bu konuda hukuki süreç başladı. Umut verici olan,
ellerini kirletmemek için mahkumları gaza getiren
egemenlerin amaçlarına ulaşamamaları. Şu anda
mahkumlarla bir sorun yaşamıyorum. Vicdani/Total Ret
bir şekilde zorunlu askerlikzede olan eratın ve
mahkumların da açık ya da dolaylı desteğini sağladı.
Yakın çevrenizden ne tür tepkiler aldınız?
Yakın çevrem 2001’deki deklarasyonumdan buyana duruma
bir şekilde hazırlıklıydı ve hep yanımda oldular. Kız
kardeşim karşı çıkmasına rağmen hala Sivas’ta.
Askerlik yapan erkek kardeşimle telefonda görüşüyorum
ve beni desteklediğini biliyorum. İlk duruşmaya kadar
durumu açıklamadık, bu süre boyunca arkadaşlarım onu
yalnız bırakmadı. Hatta İlke onunla birlikte yaşıyor
halen. Duruşma dönüşü anneme bir mektup yazdım ve
durumu açıkladım. Sağlığından endişe ediyordum ama şu
anda gayet iyi ve beni destekliyor. Ailem ve
arkadaşlarım kampanya için ellerinden geleni yaptılar
ve yapıyorlar, bunun için hepsine minnettarım.
Sizin için birçok dayanışma grubu oluştu, ne
düşünüyorsunuz?
Dayanışma gruplarının oluşacağını biliyordum ama bu
kadar yoğun bir mesai harcanacağını ve bu kadar geniş
bir katılımın olacağını tahmin edemiyordum. Cezaevi
sürecini neredeyse katlanılır kılan bir durum çıktı
ortaya. Tüm baskı ve yok saymaya rağmen kimsenin barış
isteğini hapsetmeye gücünün yetmeyeceğini her an
tekrar ispatlıyor katılımcılar. Hepimizin özgür
olacağı güne inancım pekişiyor.
Eşcinsel olduğunuz savcılık tarafından anlaşılınca
hastaneye sevk edildiniz. Herkes çürüğe çıkarılmanızı
bekliyordu. Bu olmadı, bunu nasıl
değerlendiriyorsunuz? Sizce bu durum çürük raporu
sürecini nasıl etkileyecek?
Hastaneye sevk edilmem resmi olarak CMUK ile
gerekçelendirildi. Ancak asıl gerekçenin eşcinsel
olmam olduğu ortada. Hastanede muayeneleri reddettim
ve eşcinselliğin bir patoloji olarak
tanımlanamayacağını söyledim. Hastanede imzalatılmak
istenen “her türlü tıbbi müdahaleyi” kabul ettiğimi
belirten kısmı karalayıp, yan tarafa “ hiçbir
müdahaleyi kabul etmiyorum” yazarak imzaladım. Livata
muayenesi için Genel Cerrahiye sevk edildim ve orada
da muayeneyi reddettim. Bu arada Sivas Askeri
hastanesinde kanıt olarak fotoğraf istendiği bilgisini
de aktarmalıyım. Heteroseksüellik gibi eşcinselliğin
de kanıtlanamayacağını, bunu istemeye kimsenin hakkı
olmadığını ve bunun bir hastalık da olmadığını
anlattım. Bir haftalık müşahede (ki müşahededen çok
kapatma denilebilir; çünkü bir hastane olmasına rağmen
hijyenden çok uzaktı.) sonrası sağlık kurulu “çürük”
olmadığıma karar verdi; cezalandırılabilirdim. Bu
karar Askeri Psikiyatri açısından bir devrim
sayılabilir. Ben reddetsem de evraklarda Piyade Er
olarak nitelendiriliyorum ve şu anda resmi olarak bir
adet eşcinsel Piyade Er orduda mevcut. Ancak burada
dikkate değer olan önemli bir nokta, mahkemeye sunulan
ayrıntılı raporumda bu konuya temas edilmemesi, red
açıklamamdaki beyana rağmen eşcinsel olmadığıma karar
verilmiş olması ihtimali. Mahkemeye sunulan raporunun
çürük raporu çürük raporu sürecini nasıl
etkileyebileceği konusunda net bir fikrim yok. Çünkü
yattığım psikiyatri servisinde gördüğüm, hastane
tarafından her türlü rahatsızlığın ya da şikayetin
çürük raporu alıp askerlikten kurtulmak için ortaya
atılmış iddialar olarak algılandığı. Servise yatan
neredeyse tüm askerlere (adli müşahedeler dışında
tamamı diyebilirim.) beton tabir edilen ilaçlardan
veriliyor. Enjeksiyonlarda bir süre sonra vücutta
ciddi kasılmalara neden olabilen ve uzun süre etkisi
geçmeyen bir ilaç. Herkese neden beton yaptıklarını
sorduğum hemşire, ilacın caydırıcı olarak
kullanıldığını söyledi. Gerçektende Birkaç
enjeksiyondan sonra kendi istekleriyle psikiyatrik
tedavi görmek üzere hastaneye yatan hastalar taburcu
olmak için yalvarmaya başlıyordu. Açıkçası kapalılığı
nedeniyle keyfiyetle yürütülen Askeri hastane
uygulamalarının değişebileceğine, eşcinsellere yönelik
çürük uygulamasının tüm alçaltıcı ve onur kırıcı
uygulamaların sona ereceğini şimdilik öngörmüyorum.
Uygulama öyle bulanık ki; eşcinselim diyene
inanılmıyor, kanıt isteniyor, kanıtı verene çürük
vermeyene heteroseksüel tanımı getiriliyor. Çürük
raporu için başvuran eşcinseller askerlikten kurtulmak
için bu aşağılamaları kabul ettiği sürece, süreç de
aynı şekilde devam edecektir diye düşünüyorum.
Askeriyenin içinde heteroseksizmin boyutu ne?
Homofobik davranışlarla karşılaştınız mı?
Ordu her zaman erkek bir kurum olmuştur ve
Türkiye’deki ordu da farklı değil. Heteroseksizm yazık
ki sadece orduda değil, her yerde çok yaygın. Öyle ki
varlığı bile fark edilemiyor. Tokat’taki birlikte
revirde muayenem yapılırken bir kişi de ilişkili
olduğum örgütleri sordu. Kastettiği örgütler farklıydı
ama şimdiye kadar ilişkilendiğim birçok örgütü
söyledim. Kaos GL ve Lambdaistanbul gibi eşcinsel
örgütlerini de saydım. Gruplar hakkında bilgiler
verdim, tabii bu örgütlerin eşcinsel örgütleri
olduğunu da söyledim. Ancak bana eşcinsel olup
olmadığımı sormadılar. Herkes ve tabii bende öylesine
zorunluyum ki heteroseksüel olmaya deklarasyondaki
cümlem, hatta birlikte çalıştığım eşcinsel gruplar
bile heteroseksüelliğime helal getirmiyordu onlara
göre. Kafalarındaki eşcinsel tipine uymuyordum ve
neredeyse yemin etmemi isteyeceklerdi. Aslında komik
gibi görünse de benim için oldukça yaralayıcı.
Eşcinsel kelimesi birçok ağızdan kısık sesle çıkıyor,
bana sorulmadan önce affedersin deniliyor. Tabii
toplumda yaygın olduğu üzere küfür etme alışkanlığı
orduda yaygın ve bunların nasıl küfürler olduğu da
kolayca tahmin edilebilir.
Cezaevi dışında sizinle dayanışma içinde olan
insanlara bir mesajınız var mı?
Açıkçası bu kadar iyi bir kampanya hayal etmemiştim.
Böylesine bir dayanışmayı da… Kendimi bir anlamda
oldukça iyi hissediyorum ve bunu sesimin karşılık
bulduğunu görmeme borçluyum. Emek veren, beni ve
eylemimi destekleyenlere çok teşekkür ediyorum. Artık
hepimizin özgür olabileceği bir zamanın geleceğine
daha çok inanıyorum. Bir arkadaşıma mektubumda şu anda
bir sis tarafından sarılı olduğumuzu, birbirimize ses
verdiğimizi ve bir gün o sisi dağıtmayı başardığımızda
ayrı yönlere yüzümüz dönük olsa bile birbirimizin
gözlerinin içine bakabileceğimizi yazdım. O günün
geleceğine inanmayı sürdürmelerini istiyorum.
Sizinle bu konuda benzer durumda olan ve ne yapacağını
bilemeyen insanlara bir mesajınız var mı?
Barış uğruna savaşılacak bir şey değil, ama uğruna
birçok şey verilebilecek bir şey. Hep düşüncelerin ve
vicdanın aksine bir yaşam sürmenin çok zor olduğunu
söylemişimdir. Ben görece kolay olanı seçtim ve kolayı
seçmenin, korkaklık olarak değerlendirilmesine karşı
çıkmıyorum. Çünkü korku aşağılanabilecek bir duygu
değil, aşağılık olan cinayetlere, şiddete methiyeler
düzülmüş bahaneler üretmek gibi geliyor bana.
İnsanların ne uğruna neleri verdiklerini hesap ederken
iç huzurlarını, kendileriyle barışıklıklarını da
hesaba katmalarını istiyorum. Kendilerine addedilmiş
borçları ödemeden önce neden diye, ne için diye
sormalarını istiyorum. Ben çok özel biriyim, dünyada
geriye kalan 7 milyar insan da kendisi için en özel
kişi biliyorum. İstatistiklerdeki rakamların tek tek
1’lerden oluştuğunun, her birimizin de sadece o
1’lerden biri olduğunun farkındayım. Hepimiz birer en
özel 1’iz ve herkesin bunun bilgisiyle bir yaşam
sürmesini, kararlarını bu bilgiyle almasını
istiyorum..
*****
İtaat kültürünü kanıksamış ve geçmişi kulluğa dayanan
Türk insanına, sivil itaatsiz bir tavır olan "vicdani
reddi" benimsetmek için nasıl bir yol izlenmelidir?
Vicdani Red birçok açıdan bir ezber bozumunu içeriyor.
Öncelikle insanın doğasında varolduğu öne sürülen
savaşçılığın herkes için genelgeçer bir doğallıkta
olmadığını gösteriyor. İnsanlar genellikle çoğunluk
tarafından yapılan, inanılan şeylerin tartışmasız
doğruluğuna ve doğallığına inanıyorlar. Bizim gibi
tarihinden kopuk, çok çok önceki iki kuşağın
yaşamından haberdar toplumlarda egemenlerin atfettiği
özellikler ilk direnişin aşılmasından itibaren
ezeli/ebedi bir hal alıyor. Tabii bireyleşmenin bu
aksak tarafı da “bayrak”, “namus” gibi soyut
simgelerin kolayca toplumu güruhlaşmaya doğru itiyor.
Bir topluluğa ait olma güdüsünün soyut simgelerle
sağlanması da itaat etmeyi beraberinde getiriyor.
Üretim sürecine katılan bireylerin –ki aslında bu
sürece katılmayan kimse yoktur, öyle ya da böyle
herkes bir yerindedir- kendisini değersiz hissetmesini
anlamak mümkün görünmese de yazık ki birey kendini
oldukça değersiz görüyor. Sorgusuz sualsiz itaat
edilen, kutsal atfedilen “devlet”in ve her ne olursa
olsun rejimin vatandaşı olan kişilerin eşit hisse
sahibi olduğu, eşit söz hakkına sahip olduğu bir
akitten ibaret olduğu anlaşıldığında, bireyler bu akti
tartışmaya başlayacaktır ve Vicdani Ret
yaygınlaşacaktır. Tabii savaş kazanan halk olmadığı,
sadece liderlerin ve onları besleyen silah, petrol vs.
şirketleri başta olmak üzere büyük sermaye
sahiplerinin kazandığı ya da kaybettiği savaşlar
olduğu; tarihi zaferlerle dolu savaşçı bir millet
olduğuna inanan Türkiye insanına da anlatılmalı. 11
Eylül sonrası maskelere bile ihtiyaç duyulmayacak
kadar pervasızca sürdürülen işgallerin ülke
insanındaki algılayış biçimi bu yöndeki çalışmalar
için zemin hazırlamış durumda.
Medya da vicdani retçileri görmezden geliyor. devletin
medya üzerindeki baskısı veya medyanın militarizmden
beslenmesi gibi çeşitlendirilebilecek sebepler
görmezden gelme politikasını ne şekilde etkiliyor?
Egemen medyanın görmezden geldiği bu konuda ki devlet
politikasının basit bir uzantısı. Önemli medya
görevlilerinin Harp Akademilerinde eğitimden
geçirildiği, kurucusu olduğu rejimin sahibi olmakla
kalmayıp, bu rejimin hizmetinde olduğunu iddia ettiği
halka karşı da kıskançlıkla koruyan bir ordunun olduğu
bir ülkede egemen medyanın bu tutumu oldukça anlaşılır
görünüyor. Buna mutualismus diyebiliriz, karşılıklı
çıkara dayanan bir birliktelik ve aksini beklemek de
en hafif tanımıyla safdillik olur.
Vicdani retçiler saklanmadıkları gibi ısrarla bir
yarayı kaşıyor. Devlet ise bilinçli bir şekilde
retçileri yok sayıyor. Retçilerin sayıları az olduğuna
göre devlet neden bu insanlara toplu halde müdahale
etmiyor?
Bir ölü seviciler, kurban kutsayıcılar ülkesinde
yaşıyoruz. İnat, hırs, mücadeleden çok sabır ve direnç
erdem olarak daha çok kabul görüyor. Devletin
tepkilere neden olabilecek zor kullanma gibi
yöntemlerdense, vicdani retçileri düzen bozan “vatan
haini” gibi simgelerle hapsetmeyi tercih edecek kadar
iyi çalışan akıllara sahip olduğunu düşünüyorum. Ülke
insanının içine işletilmiş paranoyalar da retçilerin
“kökü dışarıda” ülkeyi parçalamaya yönelik kişiler
olarak algılanması yolunda özenle kullanılıyor. Devlet
doğrudan şiddet kullanarak dikkati o yöne çekmek –ve
belki olası tepkilere neden olmak- yerine kendince
haklı olarak toplumdan yalıtmayı, marjinalize etmeyi
tercih ediyor.
Türk solu ve muhalif kesimi de vicdani retçilere
uzaktan bakıyor. Militarizm dünyanın başlıca (belki en
önemli) sorunlarından biriyken muhaliflerin, vicdani
retçilere uzaydan gelmiş muamelesi yapmasının altında
ne yatıyor?
Yazık ki ülkemizde muhalif hareketler ve sol
sorunların tamamını rejim temelinde çözmeyi amaçlıyor.
Bu da kendi iktidarları anlamına geliyor. Tabii ki
yordamları da bu süreçte belli bir haklar hiyerarşisi
yaratmak şeklinde oluyor. Yine bireylerin, adına
politika yapılmakta olan sınıf ya da topluluk göz
önüne alındığında önemsiz görülmeleri de önemli bir
sorun. Vicdani Red doğrudan bireysel bir eylemdir ve
bu bireysellik önemsiz olduğu kadar şımarıkça, hatta
olumsuz olarak algılanabiliyor. Çünkü bu muhalefetin
de iktidar hedefleyen egemenleri var ve egemenler her
zaman güruhu bireye tercih eder.
Daha önceki vicdani retçi yargılamalarında olduğu gibi
senin duruşmanda da vicdani ret ile ilgili bir iddia
yok. Fikrini açıkça ve defalarca deklare ettiğin halde
ve mahkeme heyeti dahi senin vicdani retçi olduğunu
bildiği halde neden "askerlikten sıyrılmak için emre
itaatsizlikte ısrar" gibi bir iddiayla
yargılanıyorsun?
Bu sorunun cevabını verebilecek kişi ben değilim,
ancak yasalarda vicdani red kavramının olmaması bir
cevap olabilir. Diğer bir cevap ise görmezden
gelmekteki ısrar. Devlet bana “Sen askersin” diyor ve
ben “Hayır” desem de ısrar ediyor. Emir kavramının
içinde barındırdığı ast-üst ilişkisiyle de kimin üst
olduğunu, yani emirleri kimin verdiğini herkese de
ilan ediyor. Gücün kimde olduğunu göstermekte ısrar...
Benim üzerimde başarılı olmadıklarını biliyorum ancak
hedeflemenin sadece ben olmadığım da ortada.
Bulunduğun cezaevinde çeşitli rütbelerde askerler de
mevcut. Onların kişisel olarak sana ve vicdani redde
bakisi nasıl?
Profesyonel askerlerle, zorunlu olarak askerlik
yapmakta olanlar arasında ciddi bir ayrılık var bana
karşı tutumda. Profesyoneller emirlerinde olmam
gereken kişi gibi davranırken, erat asker
arkadaşlarıymışım gibi davranıyor. Tabii vicdani redde
ilgi gösteriliyor ve bu hakkın varlığına inanmaya
çalışıyorlar.
Kimseyi öldürmemek, bırak öldürmeyi tahakküm kurmamak
gibi insani bir davranış sergiliyor ve bunu hayatına
geçiriyorsun. Oysaki iddia makamı senden birilerini
öldürmeni, gerekirse ölmeni, emir vermeni istiyor ve
bunları yapmak istemediğin için seni yargılıyor. Bu
konu nasıl teshir edilir?
Bireylerin tüm davranışlarından öncelikle kendilerinin
sorumlu olduğu açıkça ortaya konulmalı. Bir ast-üst
ilişkisiyle sorumluluk devrinin olamayacağı görülmeli,
gösterilmeli. Emre uyup uymamak bir seçimdir,
karşılığında gelecek ceza da seçilebilir. Somut
örneklerle anlatım, soyut kavramlarla boğulmuş makale
havasındaki anlatımlardan daha etkili doğal olarak.
Yazık ki tarih de, bugün de bu örneklerin
görülebileceği savaşlarla dolu.
Mehmet Tarhan
Temeltepe / Sivas
_______________________________________________
A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
http://ainfos.ca/cgi-bin/mailman/listinfo/a-infos-tr
A-Infos Information Center