A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 40 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement
First few lines of all posts of last 24 hours || of past 30 days | of 2002 | of 2003 | of 2004 | of 2005

Syndication Of A-Infos - including RDF | How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
{Info on A-Infos}

(tr) 2. Militurizm Festivali: Vicdani ve Total Ret Açıklamaları

Date Mon, 16 May 2005 22:36:38 +0200 (CEST)


Her türlü baskı, işkence ve tutuklamalara rağmen 15
yıldır sürmekte olan vicdani ve total ret
açıklamaları, II.Geleneksel Militurizm Festivali'nde
de 11 yeni retçinin katılımıyla, son bulmayacağını
aksine büyüyerek devam edeceğini gösterdi.
Ferda Ülker, Ayten Demir, Yahsan Çatak, Hilal Demir,
Bülent Bektaş, Ayşe Girgin, Mehmet Öd, Fikret
Yetişener, Eylem Barış, Ercan Aktaş, Şahin Özbay
yaptıkları açıklamalarla, savaşın insan kaynağı
olmayacaklarını ortaya koydular.

Ferda Ülker
“Uzun zamandır kendimi antimilitarist ve feminist
olarak tanımladığım için, doğal olarak, zaten retçi
olduğumu düşünüyorum. Yaptığım bu açıklama ile “gayri
resmi” olan durumu sadece “gayet resmi” hale getirmiş
oluyorum!
Vicdani ret hareketi, yalnızca ‘zorunlu askerlik
hizmeti’ne karşı yürütülen bir mücadele değildir.
Kavram çok daha geniş bir yelpazeyi ve daha fazlasını
içeriyor. Ve biz kadınların bu harekette “destekçi”
konumundan daha fazlasına dair sözümüz ve duruşumuz
var. Vicdani ret militarizme ve onun bütün yüzlerine
karşı doğrudan bir karşı duruşun adıdır.
Militarist düşünce sadece ‘askeriye’nin sınırları
içinde kalmayıp, günlük hayatın içine de yedirilen
“militer” bir dünya kurgular. Ki bu kurguda; kadınlık
aşağılanır, kadınlar genellikle görmezden gelinir, yok
sayılır. Koşullar gereği bazen öne çıkarılsa da bir
iki adım geride konumlandırılır. Kavramları;
otoritedir, hiyerarşidir, itaattir. Biz kadınlar için
bu kavramlar ne kadar da tanıdık değil mi, ne kadar da
hayatın içinde. Durmadan çarptığımız ve her seferinde
bizi gerilere iten bir dünyanın çok iyi bildiğimiz
duvarlarıdır. Hele bu coğrafyada yaşayan kadınlar için
militarizm, hayatın her ayrıntısında, çağrısız ve
arsız bir misafir gibi hep ‘mevcut(lu)’dur. Sokakta,
evde, işte, ilişkilerimizde, mücadele alanlarımızda,
... ve her yerde.
Dün olduğu gibi bugün de, elimden geldiğince, gücüm
yettiğince, militarizmin gizli – açık, her türlü
görüntüsüne karşı mücadele edeceğimi ve mücadele eden
herkesle dayanışma içinde olacağımı ilan ediyorum.
O benim hayatımdan elini çekmemek konusunda ne kadar
ısrarlıysa ben de mücadelemin devamlılığı konusunda o
denli kararlıyım.
REDDEDİYORUM”

Ayten Demir
“Savaşların faillerinden ya da mağdurlarından olmak
istemediğim için, insanların askere alınıp
militaristleşmesine, kişiliksizleştirilip sistemin
araçları haline getirilmesine, yok edilmesine karşı
çıkıyorum. Çünkü kadın olarak her ne kadar askere
alınma zorunluluğumuz olmasa da bazen tarafı çoğu
zaman da mağduru oluyoruz.
Sessiz kalmakla, savaşların desteklenmiş olacağını
düşünerek ölmek, öldürmek, ezilmek sömürülmek
istemediğim için otoriter, hiyerarşik, milliyetçi,
cinsiyetçi, militarist tüm yapılara karşı sesimi
yükseltip vicdani ve total reddimi açıklıyorum.
Bundan sonraki yaşamımda tüm retçilerle omuz omuza,
her türlü mücadelede varolacağım.“

Yahsan Çatak
“Başka bir dünyanın mümkünlüğünü sorguladığımda, bu
dünyanın varolacağı gerçeğiyle yüzleştim. Vicdani ret
hakkımı kullanmaya karar verdim. Başka bir dünyanın
varolması mümkündür. Militarizmin ortadan kaldırılması
mümkündür. Buna inandığım için, ölmenin-öldürmenin
kutsandığı hiçbir yapıda yer almayacağım.
Yeryüzünde yaşayan hiçbir canlıya düşmanlığım
olmadığından, doğaya, topluma, düşman değilim, dostum.
Yaşamak için öldürmek değil, yaşayarak yaşatmak
istiyorum. Bir anarşist olarak, parçalanmış bir dünya
değil, sınırsız bir dünya için, kan-gözyaşının aktığı,
acı çığlıkların yükseldiği bir dünya değil, sevgi ve
özgürlük çığlıklarının yükseldiği bir dünya için
vicdani retçiyim. Tüm canlıların özgürce
yaşayabileceği bir dünya için, militarist kurum ve
aygıtların ortadan kaldırılması için vicdani retçiyim.
Ben silahsız bir dünya, ırk, din, cinsiyet ayrımının
olmadığı, özgür bireylerin yaşayacağı bir dünya
istiyorum.
Barışın, özgürlüğün, sevginin bir sesi de ben olmak
için, birey olarak kendim militarizme asla hizmet
etmeyeceğim. Onun suçlarına ortak olmayacağım.
Bu yüzden vicdani ret hakkımı kullanıyorum.

Hilal Demir
Hayatımızın her alanını kaplamış militarist ve
dolayısıyla erkek-egemen, cinsiyetçi, hiyerarşik,
otoriter bir dünyada yaşamak istemiyorum..
Bana okul / eğitim vermelerini istemiyorum...
İnsanların savaşlarda koca bir kandırmaca uğruna
ölmelerini istemiyorum...
Bir insan olduğumu / bir birey olduğumu ispatlamak
istemiyorum...
Devletlerin savaş politikalarını ve üzerimizde
oynadıkları oyunları görmezden gelmek istemiyorum...
Savaşlarda ölsün diye kukla yetiştirmeye kalkan
orduları istemiyorum..
Birilerinin herhangi bir konuda, bana sormadan benim
adıma karar vermelerini istemiyorum..
Militarist anlayışları politik alanlarımda görmek
istemiyorum..
Yaşamımın, özelimin içine girmeye çalışan erkek-egemen
algıyı, davranışları yaşamak istemiyorum..
Cinsel kimliklerimin birileri tarafından
değerlendirilip yargılanmasını istemiyorum...
Sadece kadın olduğum için "anne", "karı", "evlat",
"kız arkadaş" diye etiketlendirilip yönetilmek
istemiyorum..
Sınırlar içinde yaşamak istemiyorum..
Öldürmeyi ve öldürülmeyi istemiyorum...
ve vicdanımın sesini dinleyip bütün bunları
reddediyorum...
Çünkü ben savaşsız, şiddetin hiç bir türünün olmadığı,
otoritesiz, sınırsız bir dünyada kendim olarak,
özgürce yaşayıp mutlu olmak İSTİYORUM!
Peki ya siz?”

Bülent Bektaş
Dünya bizim dışımızda, bize rağmen dönüp duruyor. Eğer
insanoğlunun gücü yetseydi belki onu durdurur ya da
yörüngesini değiştirirdi. Tarihin çarkı doğaya, doğal
olana müdahalelerle dönüyor. Özgürlükler yok
sayılıyor; savaşlarla, soykırımlarla her gün yeni
kurbanlar veriliyor. Başka türlü olmazmış gibi tarih,
kendi devamını sonlanan yaşamlarla sağlıyor. Bu
nedenle insanlık tarihiyle övünmüyor, aksine onun
yıkılması gerektiğini düşünüyorum. Peki bu acı
serüveni başlatanlar kimler? Ateşi bulanlar mı,
toprağı ilk sürenler mi, hayvanı ilk evcilleştirenler
mi?...
Yoksa hepsi birden mi? Elbetteki, o zamanların
insanları, eylemlerinin insan-doğa kardeşliğinin
bozulması yönünde evrileceğini kestiremezdi. Sürecin,
üstümüze yağan bombalara ve upuzun bir tutsaklık
zincirine dönüşeceğini bilselerdi, belki o ilk günahı
işlemezlerdi.
Şüphesiz ki, iktidarlar olmasaydı tarihin akışı farklı
yönde olacak, insanoğlunun her masum eylemi bir günaha
dönüşmeyecekti. Gelmiş geçmiş bütün iktidarlar,
yaşamların üzerinde dolanan akbabalardır. İnsan ile
doğa arasındaki birliği bozan, ayrı ayrı her ikisinin
de ölümünü sağlayan kötücül mekanizmalardır. Her şeyin
üzerinde olduğunu kabul eden, yasaklar, kurallar
koyarak, hapsederek, öldürerek insanı zavallılaştıran
küstah tanrılardır. Ama ben o tanrıya inanmıyorum. Bu
yüzden, onun benim adıma verdiği hiçbir karara biat
etmeyeceğim.
Yeni bir tarih ancak bütün yaşamlara ve insanın özgür
iradesine saygıyla; dolayısıyla iktidarların olmaması,
yok sayılmasıyla mümkündür. Bu nedenle hiçbir devletin
askeri olmayacağım. Askeri ya da sivil hiçbir kurumda
yer almayacağım.”

Ayşe Girgin
“Otoritenin, hiyerarşinin, şiddetin egemen olduğu bir
dünyada yaşamak zorunda olmaktan dolayı üzgünüm.
Militarizmin bu kavramları yaşamın her alanında,
çeşitli şiddet biçimleri olarak karşımıza çıkıyor.
Bireyin toplumsallaşmasının en önemli adımı olan okul
sürecine bir göz atmamız aslında bize pek çok ipucu
veriyor. Nasıl mı?
Hepimiz biliyoruz ki; okullarda her Pazartesi ve Cuma
günü militarizmin aynalarından biri olan marş okunmak
zorunda. Ve her yeni gün, milliyetçiliği daha daha
güçlendirmek ve ayrımcılığı pompalamak için yemin
töreni düzenleniyor. Militarizm daha ilkokuldan
başlayarak, evrenselliğe ve barışa karşı “nifak
tohumlarını” içimize serpmeye başlıyor. Tabii ki tek
tipleştirmenin göstergelerinden biri olan üniforma
zorunluluğunu da unutmamak gerekiyor. Ve böylece kadın
erkek herkes militarizmin “resmi” yüzüyle
karşılaşıyor. Bunun sıradanlaşması ve gözümüze
batmıyor olması aslında en büyük tehlikeyi
oluşturuyor.
Ben bir kadın olarak, militarizm ile ordu dolayımında
ilişkilenmesem de, hayatımın her alanında
karşılaşıyorum. Tüm ezme ezilme ilişkilerinin,
cinsiyet ayrımcılığının, kanlı kansız her türlü
şiddetin varolduğu bu dünyada militarizme karşı mümkün
olduğunca mücadele ediyorum.
Militarizmi bütün yüzleri ile reddediyorum.”

Mehmet Öd
“Her nasıl olmuşsa olmuş, bu evrenin bir yerinde bir
yaşam başlamış benim için. Hava varmış, su ve ateş,
bir gök belirmiş tepemde doğduğum günden beri. Küçük
çocuklara gülümseyen, dillerine vatan sevgisi, kutsal
aile bağları, mülkün biricik saadeti, dinin
sorgulanmaz buyrukları gibi saçmalıklar dolamış; işler
sarpa sardığında, birileri bir şey ya da kendi
çelişkileri suratlarındaki maskeyi indirince örf,
adet, gelenek, görenek gibi zırvalıkları, anlaşılmaz
bir korkunun sonucu icad ettikleri yasalarıyla
yakmışlar cadı kazanının altını, mangayı dizmişler,
haçlar germiş, giyotini bilemişler, büyük sömürü
düşlerinin bir zerresi bile yok olma tehlikesiyle
karşı karşıya kalınca, bir insanı, bir azınlığı, bir
ulusu çekinmeden yok etmeye girişmişlerdir.
Hatta duyduğum kadarıyla bunu bir tür mizah kültürüyle
yan yana yürütmüşler, uçaklara, bombalara suratlar,
kendilerince komik mesajlar yazarak. İmha sürecinin
bazı uygulamaları, keyif bir iletişim yolu olmuş yani.
Taş tabletten bombaya metinler,
tiksindirici edebi evrim! İnanmıyorum; bu adamların,
bu kadınların sözlerine iyi niyetlerine,
güleryüzlerine, iğne oyalarına, kına gecelerine,
sünnet törenlerine; “devletimiz” dedikleri, bırakın
karşısında durdukları kişi ve odakları, kendi başını
bile çekinmeden koparan, psikopat çılgınlığıyla,
parazit hassasiyetini, meleksi gülücüklerin arkasına
gizlemiş korkunç mekanizmaya inanmıyorum. Bu yüzden,
bu ya da başka bir gezegende tüm benzer mekanizmaların
herhangi bir biriminde gebereceğimi bilsem bile görev,
iş, hatta eğlence (nikah vb.) amaçlı yer almayı
reddediyorum.
Askerlik yapmayı reddediyorum. Belediyede çalışmayı
reddediyorum. Hiçbir zorlama, baskı, tehdit, esaret bu
fikirlerimi değiştiremeyecektir.
İnsanoğlunun hissettiğinin, özlediğinin, düşlediğinin
peşinde koşmadan yaşamasının bile anlamsız olduğunu
düşünüyorum. Belki onlar da böylesi bir tutkunlukla
yakıyorlar, bir yerlerde tıkıyorlar insanları. Ama ben
kimseyi öldürmek, bir yerlere kapatmak, kimsenin
elinden hiçbir şeyini almak istemiyorum. Bu fark beni
mutlu ediyor. Bu mutluluğu yaşayamayacaksam her türlü
acıya, zorluğa, yoksunluğa, yaptırıma tereddüt etmeden
göğüs gereceğimi herkesin bilmesini istiyorum, Ossi
gibi, M. Tarhan gibi.
Irkımı reddediyorum. Cinsimi reddediyorum. Annemi
reddediyorum. Kutsal ne varsa reddediyorum. Görev ve
ödev adına ne varsa reddediyorum. Hiçbir devletin ve
devletler topluluğunun ordusunda askerlik ya da başka
bir görevde bulunmayı kabul etmiyorum.”

Fikret Yetişener
Kendimin farkıma varmaya basladığım ilk günlerden beri
erkek olduğum için bana dayatılan çeşitli roller oldu.
Beni çeşitli biçimlerde "erk"le ilişkilendiren
toplumsal bakış, küçük iktidarları taşımanın yükünü
üzerime yıkarken, bir yandan da koca bir sosyal
yapının "er"i olarak davranmamı dayattı. Bu, her
yerde, çalışırken, konuşurken, bakışırken, sosyal olan
herhangi bir iletişim biçimi kurmaya çalışırken, hep
karşıma çıktı. En çok da sevdiğim insanların, en
yakınımdaki dostlarımın bu rollerin gereklerini yerine
getirmemi beklemesi yıkmıştı beni. En derin
yerlerimden yaralandım ama "yıkılmadım, ayaktayım".

Sosyal hayatta bu kadar beni sarsması yetmezmiş gibi,
otorite, beni şimdi basbayağı bir de asker yapmaya
çalışıyor. Birgün belki gerekir diye birilerini
öldürmeyi zorla öğretmek istiyor. Ama şunu söyleyeyim,
ancak beyni sökülmüş, ruhu koparılmış bir bedenimi
kışlaya götürebilirler.
Şimdiden haberi olsun cümlealemin, otoritenin somut
bir biçimi olarak devletin ve en çok da bu tahakkümden
beslenenlerin:
Gitmiyorum!”

Eylem Barış
“Devletleri, silahlanmayı ve onun egemen güçlerinin
tümünü insanca yaşanabilir bir dünya adına
reddediyorum. Ülkemizde yaşanmakta olan savaşı yok
sayan zihniyeti reddediyorum. Kürt halkına yönelik böl
işlet yönet, yok say tutumunu ve politikalarını
reddediyorum. Total retçi Mehmet Tarhan’a yönelik
“kişisel hak ve hürriyeti” yok sayan zihniyeti
reddediyorum.”

Ercan Aktaş
“Hayattaki çoğulculuğu, barışı, halkların birlikte
eşit ve özgür yaşamasını, birey özgürlüğünü, kendi
iktidarları adına sınırlayan ve yoksayan yapılar
hayatlarımız üzerinde kendi tekellerini oluşturmak
istemektedirler.
Bunu gerçekleştirmek için zorunlu askerlik ile
adaletsiz ve de akıldışı olan kışla hayatı gündelik
yaşamlara dayatılmaktadır. Saldırganlığın militarist
ruhu çeşitli araçlarla hayatlarımızın vazgeçilmezleri
arasına sokulmak istenmektedir. Militarizmin
hayatlarımızda sızmadığı alan kalmadı adeta.
Yaşamımıza etki eden tüm örgütlenmelerede, aile, okul,
ordu, ticari işletmeler, siyasi partiler hatta kendini
sistem karşıtı olarak tanımlayan kimi politik gruplar
... hemen hepsi hiyerarşik, militarizmden beslenen ve
militarizmi besleyen kurumlardır.
Emir almak ve vermek en temel iletişim biçimi olmuş.
Şiddeti gündelik yaşamlarının her alanında sergileyen
insanlar, en üst boyutta dünyanın silahlanmasına karşı
da duyarsızlaşmışlardır.
Savaşlarda her gün öldürülen kendi hayatlarımızdır.
Savaşa karşı çıkmak politik bir eylem değil, günümüzde
insan olmaktan doğan bir taleptir. Bu talep toplumsal
yaşamdan doğan hakların ayrılmaz, sınırlanamaz ya da
askıya alınamaz bir parçasıdır.
Ve beni iradi olmayan herhangi bir yükümlülüğü kabul
etmediğimden tek tip yaşamama özgürlüğümü kullanmak
için asker olmayacağım.
Artık yaratmak, yaşatmak zamanıdır. Eylem zamanıdır.”

Şahin Özbay
Doğdum. Yaşıyorum. Tavrım ve seçimlerim yaşamak ve
yaşatmaktan yana. Devlet bana asker olmamı, savaşmayı
öğrenmemi dayatıyor.
Devlet diye bir şey seçmedim ama var. Var diye
dediğini yaparsam, ben ben olmam. Öldürmek ve ölmekten
yana olan bir yapının içerisinde ne asker ne de sivil
olarak yer almam. Bana dayatılanları reddediyorum.
Vicdani retci Mehmet Tarhan'in 28 Nisan'da Sivas'ta
yapılan mahkemesinin çıkışında yoklama kaçaği olduğumu
söylediklerinde dediklerimi yineliyorum.
Ben kaçak değil vicdani retçiyim. Kaçsam neden burada
olayım?

Kaynak: www.savaskarsitlari.org

_______________________________________________
A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
http://ainfos.ca/cgi-bin/mailman/listinfo/a-infos-tr

A-Infos Information Center