A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists
**
News in all languages
Last 40 posts (Homepage)
Last two
weeks' posts
The last 100 posts, according
to language
Castellano_
Deutsch_
Nederlands_
English_
Français_
Italiano_
Polski_
Português_
Russkyi_
Suomi_
Svenska_
Türkçe_
The.Supplement
First few lines of all posts of last 24 hours ||
of past 30 days |
of 2002 |
of 2003 |
of 2004 |
of 2005
Syndication Of A-Infos - including
RDF | How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
{Info on A-Infos}
(tr) Özgürlükçü hareket içerisindeki cinsiyetçili k-karşıtlığı üzerine bazı düşünceler cinsiyetçilik-karşıtlığı üzerine bazı düşünceler / Klito (en)
Date
Sun, 15 May 2005 20:10:11 +0200 (CEST)
Bu metin, yalnızca feminist kadınlardan oluşan
Klito kolektifi tarafından gönderildi.
Özgürlükçü gruplardaki ataerkillikle gerçekten savaşmak istiyorsak halen
yapmamız gereken çok şey var. Yalnızca kadınlardan oluşan Klito kolektifi
olarak, bazı sorunları ele almak ve çeşitli eylemler önermek istiyoruz.
Bizler, özgürlükçü feministler olarak, alarma geçmek istiyoruz. Eve
gittiğinde bir de ev işlerine çakılıp kalan kadın işçilerin mesaisinin ikiye
katlandığını söyler dururuz ama kadınlar özgürlükçülerin arasındayken de iki
kere mücadele ediyorlar. Ataerkilliğe karşı mücadele diğer
mücadelelerdekinden iki kat fazla enerji gerektiriyor çünkü sadece toplumsal
cepheyle değil içinde aktivistler olarak çalıştığımız politik gruplarla da
savaşmak zorunda kalıyoruz. Zarfların üstüne adresleri yazanlar kim?
Toplantı odasını süpürenler? Çoğunlukla kadınlar… Gösterileri koordine
edenler? Toplantılarda yüksek sesle konuşanlar? Genellikle erkekler…
Fransa’daki özgürlükçü gruplarda, kadınların sorunları kesinlikle dikkate
alınır, ama bu dikkate alma çoğunlukla tatmin edici değildir. Gruplar,
uluslararası Kadınlar Günü için yada kürtaj karşıtlarına (right-to-lifers)
karşı harekete geçtiği zaman, Fransa’daki özgürlükçü grupların düşünce ve
pratiğinde ataerkillik karşıtı mücadelenin gerçek yerinin ne olduğunu
sorabiliriz kendimize. Bu özgürlükçü gruplarda da cinsel ve cinsiyetçi
tahakkümün, her yerde olduğu gibi, yeniden üretildiği düşüncesi sadece bizim
gördüğümüz illüzyon değil. Bu tahakküme karşı savaşıyor olduğumuzu iddia
etmemiz nedeniyle onun bizler arasındaki varlığına odaklanmak iyi bir fikir
olacak. Bu olguyu görmezden gelmekse, onun daha kötü bir hal almasından
başka bir işe yaramıyor.
Biraz Tarih
Tarihe baktığımızda, anarşist hareketin feminizmi temel kaygılarından biri
olarak görmediğini görüyoruz. Örneğin kadın ve erkekler arasında tam
eşitliği savunan Bakunin, evde tiran kesilip dışarıda soysal ekonomik
eşitlik için savaşan bazı erkek militanların çelişkilerini dile getirirken,
diğer yandan özgürlükçü hareketin payandalarından Proudhon adı çıkmış bir
kadın düşmanıydı. “Kadın güzel bir hayvan olmakla beraber yine de bir
hayvandır. Keçinin tuza duyduğu açlık gibi kadın da öpücüklere açtır.”a
benzer cümlelerin yazarı halen birçok insanın için baş düşünür olmayı
sürdürüyor. Homoseksüelliğin bir “burjuva sapkınlığı”nı temsil ettiğini
ileri süren homofobik anarşistler her zaman olageldi. Emma Goldman 1912’de
bu konuyu gündeme taşıdığında karşılaştığı güçlükleri “homoseksüellik gibi
‘doğal olmayan’ kimi konuları ele aldığım için kendi yoldaşlarımın sansürüne
maruz kaldım” diyerek açıklıyor. Cinsel özgürlük düşüncesi sık sık yeniden
hayat buluyor ama ataerkillik karşıtlığına yönelik bir değer taşımaksızın.
Bu durum birçok militan için, 1936’da olduğu gibi 1970’de de, kadın
militanların ve feministlerin cinselliğinin her şeyden öte erkeklerin
arzularını karşılamak için kullanıldığı anlamına geliyor.
Görünmez Kadınlar
Toplumsal cinsiyet problemi, anti-kapitalist ve ırkçılık-karşıtı söylem ve
mücadelenin bütünleyici bir parçası olarak nadiren ele alınır. Erkeklerin
kadınların yerine geçtiği, işsizlerin savunulduğu zamanlarda da onların
işsiz KADIN işçiler olduğunun dikkate alınmadığı, ve her şeyden öte, bu
kadınların aynı mesleği yapan erkeklerin iki katı sömürüldüğü şu oldukça
eski cinsiyetçi ilkeden başlayalım. Aynı durum kağıtsız göçmenlerin
(sans-papiers) savunulduğu hareket için de geçerlidir; her zaman erkeklerden
daha kötü bir durumda olmalarına rağmen kadınlar görünmezdir. Bu eksiklik
zaman zaman, cinsiyet sorununun sınıflar arası olmayı metheden bir burjuva
teorisinden kaynaklanıyor oluşuyla savunuluyor. Kadınlarla erkekler
arasındaki, heteroseksüeller ve diğerleri arasındaki eşitsizlikleri
yorumlamak için titiz bir analitik yönteme ihtiyacımız var. Bu mesele
çeşitli şekillerde yanlış anlaşılıyor. Kadınların ezildiğinin görünmez
oluşu, özellikle birçok özgürlükçünün, (kadın, erkek) sanki kadın meselesi
tek bir mücadele alanına indirgenebilirmiş gibi, bölümlere ayrılmış bir
mücadele fikrine sahip olmasından kaynaklanıyor.
Patronlara, yoksulluğa ve ekonomik istikrarsızlığa karşı yada hareketin
özgürlüğü ve göçmen hakları mücadelelerinde, bu durumlardan ilk etkilenenler
kadınlar olmasına rağmen, politik literatürde kadınların cinsiyetlerinden
dolayı maruz kaldıkları şeyler nadiren dile getirilir örneğin. Cinsiyet
meselesi BÜTÜN mücadelelerin içinden geçer! Çoğu insanın yaptığı gibi
cinsiyetle ilgili konuların sadece kadınların ilgisine ayrılmış bir alan
olduğuna inanmak, (kadınlara, en iyi ihtimalle, “onları desteklediklerini”
söylerken) bu insanların ataerkilliğe karşı bir mücadeleye eşlik etmeme
suçundan kendilerini temize çekmelerine izin vermektedir. Bazı özgürlükçü
grupların “kadın komisyonları”, sosyal demokrat partilerde olduğu gibi,
aslında erkeklerin örtülü ayrımını açığa vurmaktadır. İspanya iç savaşı
sırasındaki Mujeres Libres (Özgür Kadınlar) hareketi anarşist kadınlar
tarafından yürütülen yoğun kavgaların eşsiz bir örneğidir. Ama 20 000
proleter feministten oluşan bu grubun, kadın işçilerin kendi yerlerini
çaldığına inanan ve bu Özgür Kadınların anneliğin yüceltilmesine yönelik
eleştirilerini kabul etmeyen erkek yoldaşlarının direnişiyle karşılaştığını
hatırlayalım. Mücadelede hiyerarşi olmadığını mı söylüyorsunuz?
Ataerkillik ve Kapitalizm
Paradoksal bir biçimde, feminizmi mevcut mücadelelerin dışında bırakmanın
bir diğer ve daha kurnaz bir yolu da, ataerkillik konusunu sınıf
mücadelesinin “doğal” bir parçası gibi ele almaktır. Kimileri için, anarşist
olmak sizi otomatikman bir feminist yapmaktadır. Ataerkilliğin sadece bir
macera yada kapitalizmin bir sonucu olduğunu düşünmek cinsiyete dayalı bu
sistemin özgüllüğünü görmeyi reddetmektir. Sınıf sistemine karşı mücadele
verirken tahakkümün HER türüne karşı mücadele ettiğimizi hatırlamak
zorundayız!
Kapitalizm baskının genel toplamı değildir (Öyle olsaydı daha iyi bir dünya
için kavgamız çok daha kolay olurdu.) Ataerkilliğe karşı mücadele kendi
adına yürütülen bir mücadeledir. Ataerkillik ve kapitalizm iç içe geçmiş ve
birbirinden besleniyor olmakla beraber, her ikisinin de iki otonom sistem
olduğunu kabul etmek zorundayız (kimi ataerkil sistemler kapitalist olmayan
ekonomiler üzerine kuruludur). Birbirine paralel olarak yürütmemiz gereken,
en az iki mücadele vardır.
Çok az sayıda özgürlükçü feminist de bu zayıflıkları ifşa ediyorlar, bu
durum şüphesiz ataerkillik altındaki bütün kadınların taşıdığı görünmezliği
içselleştirmelerinden kaynaklanıyor. Anarşist gruplarda kadından çok erkek
olduğu su götürmez ve kadınların politikaya ayırdığı zamanın azlığı
toplumsal bir olgu olduğu sürece kara bayrağı sallayanlarla özdeşleştirilen
sert ve kavgacı imaj şüphesiz bir şekilde devam edecek. Bu erkeksi
“folklor”u yaşatmanın gerçekten anlamı var mı? Ayrıca, birbirine bağlı
militan grupların oluşmasını mümkün kılan, erkeklerle aynı türde bir
toplumsal gerçeklik içinde yaşadıklarına inandırıldıkları için birçok kadın
kendilerini kadınlardan oluşan bir grubun parçası olarak görmekte
zorlanıyor. Grubun içinde bu tür baskıcı konulara işaret eden kadınlar
“feminist” yaftası yiyorlar, ve bu bir çoğu için “kıçında daimi bir acı”
taşımak anlamına geliyor. Ataerkillik meselesinin küçük görülmesi, grupların
bağlı oldukları “grubun içinde iktidar sorununun olmadığı”, “kimi grup
elemanlarının bir diğeri üzerinde tahakkümü olmadığı” ve benzeri mitlerle
yüzleşmelerinin ne kadar zor olduğunu aydınlatıcı nitelikte. Militan bir
grubun toplumun hastalıklarına karşı bağışıklığı olmadığını kabul etmenin
zamanıdır.
Cinsiyet? Bilmiyorum… Bazı özgürlükçülerin analizlerini, cinsiyetin
toplumsal yapısını dikkate almaksızın kadının statüsüyle sınırlı tutması
utanç verici. Bir çok özgürlükçü, erkek tahakkümünü açıklar (elbette,
meşrulaştırmadan) görünen biyoloji kaynaklı davranışsal farklara dayalı
özcü teorilerin ötesine gitmiyorlar. Bununla birlikte, kadın ve erkek
kategorileri varoldukları haliyle doğa tarafından yaratılmış olamazlardı.
Bizler kadınlar ve erkekler olarak doğmuyoruz; biri yada diğerine
dönüşüyoruz. Doğduğumuz andan itibaren aile, toplum, okul ve genel olarak
toplum biyolojik cinsiyetimize göre roller aşılıyor bize. Kız çocuklarına
sevimlilik, anlayışlılık, boyun eğme ve pasiflik öretilirken erkeklere
şiddet, yiğitlik ve kendilerini ispatlamaları öğretiliyor. Bu
koşullandırmayı dikkate almak biyolojik determinizmi ve “doğal” feminen ve
maskülen özelliklerini reddetmemizi sağlar. Feminizmin, reformistler de
dahil olmak üzere, genel olarak onayladığı cinsiyet yapısı özgürlükçüler
tarafından kabul edilmemektedir. Özgürlükçü organizasyonlarda mevcut olan
iktidar ilişkileriyle göğüs göğse savaşarak her birine ayrı ayrı meydan
okumak yerine ortak bir dış düşman (din, kadını koruyan yasalara dudak
büken faşistler ve kadınları sömüren patronlar) da birleşmek daha kolaydır.
Birçok özgürlükçü grup, sadece ataerkilliğe meydan okumamakla kalmayıp onu
beslemektedir.
Cinsellik politiktir
Özgürlükçü pratiğin feminizme gelince gösterdiği yetersizlik, kadınlara
karşı ayrımcılığa ilaveten, lezbiyenlerin, geylerin, biseksüellerin ve
transseksüellerin (LGBT) yok sayılmasına yol açıyor. Bu saydıklarımız
özgürlükçe çevrelerde hiç var oldular mı? Elbette, tıpkı toplumda herhangi
bir yerde oldukları gibi. Bununla birlikte, bu soruyu sorma nedenimiz
görünmez olmaları. Bireysel özgürlüğe saygı kisvesi altında bazı insanlar
kişisel olanın politik olmadığını ileri sürüyorlar ve cinsellik hakkındaki
tartışmaların bir tabu niteliğine bürünmesine neden oluyorlar.70’lerdeki
mücadelelerin günümüze bıraktığı önemli kazanımlardan biri olan bir gerçeği,
cinselliğin kültür tarafından oluşturulduğu gerçeğini dikkate almayı
reddediyorlar. Bazı cinsel davranışlar hakkında konuşmayı reddetmek zaman
zaman püritenlik sınırına dayanan bir erdemlilik taslanması şeklinde açığa
çıkıyor. Kimleri kendi yatağımızda ne istersek yapabileceğimize hüküm
veriyorlar ama politikayla alakası olmadığı için bu konularda konuşmamayı
yeğliyorlar.
Ama bununla birlikte cinsiyetçi şarkılar, cinsiyetçi şakalar ve
lezbo-gey-bi-transfobi halen anarşistler arasındaki yaygınlığını sürdürüyor
ve bu durum egemen olan hetero-merkezliliği güçlendiriyor. Bazı cinsel
davranışları kötüleyerek heteroseksizmin tek model olduğu anlayışına dayalı
lezbo-gay-bi-transfobik atmosferin hayatta kalmasını sağlıyorlar. Bugün,
özgürlükçü bir örgütlenmede kişinin lezbiyen, transseksüel, biseksüel yada
gey olduğunu açıklaması, birçok insanın göze almaya cüret edemediği bir risk
(işte yada kendi ailelerimizde taşıdığı riskle aynı büyüklükte). Bu durum
özgürlükçü mücadeleler tarihi için yeni bir durum değil. Feminist hareket,
lezbiyen, homo ve eşcinsel mücadeleleri kimi şeylerde bir miktar mesafe
alınmasını sağladı ama mücadeleyi sürdürmek gerekiyor. Özelikle iktidar
üstü/altı ilişkiler, ve özellikle erkek/kadın ve hetero/LGBT üzerine,
politik anlamda kafa yorma alanı olmak üzere ayrı kadın ve erkek gruplarının
oluşturulması gibi etkin yöntemler hayata geçirilmedikçe değişen hiçbir şey
olmayacak.
Patronlar ve ahlaki düzen tarafından temsil edilen kapitalizmi ve
ataerkilliği yıkmak istemek yeterli değil, davranışlarımızı hemen şimdi ve
şu andan itibaren değiştirmemiz lazım. Özgürlükçü harekette ve diğer
yerlerde kadınlardan, lezbiyenlerden, geylerden, biseksüellerden ve
trans-cinsiyetlerden oluşan ilgili gruplar seferber olmadıkça değişen hiçbir
şey olmayacak, ki bu gruplara erkeklerin ve heteroların da eklenmesi
zorunludur, özgürlükçü düşüncelerinde kendileriyle tutarlı olmak
istiyorlarsa eğer…
Paris Bölgesi Özgürlükçü Kadınları
email: klito@no-log.org
"aklın karamsarlığı
İsteğin iyimserliği,
Alternative Libertaire, Mart 2005 sayısı
Fransızcası:
http://alternativelibertaire.org/index.php?dir=journal/al138&page=138_13.htm&n=1
İngilizcesi:
http://www.ainfos.ca/05/may/ainfos00096.html
Türkçesi: Kıvılcım
_______________________________________________
A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
http://ainfos.ca/cgi-bin/mailman/listinfo/a-infos-tr
A-Infos Information Center